Agroekoloji ve İnsan

Yemekten, doğadan ve hatıralardan bahsederken agroekolojiyi biraz unuttum geçtiğimiz günlerde. Üstüne ülke değiştirmek ve yerleşmek gibi yorucu işler de girince uzak düştüm sanırım. Ama okulun başlaması ile gene geri döndüm. Bir süredir ikinci dönemi okumak için İspanya’dayım. İspanya’nın güneyinde Endülüs’te Cordoba’da. İkinci dönemi burada okumayı ben tercih ettim, sınıf arkadaşlarım da dünyanın farklı yerlerine dağıldılar. Burayı Akdeniz tarımı ile ilgilenebilirim diye tercih ettim.

Şimdilik zeytin ağaçları dışında çok fazla şey gördüğüm söylenemez. Burası şehre ve betona odaklı yaşıyor. Şehrin içinde parklar ve bahçeler var ama genel olarak toprak görmek bile zor. Üniversite şehrin dışında ve ancak oraya giderken biraz yeşillik görebiliyorum.
Geçtiğimiz gün yakınlarda bulunan zeytiniyle ünlü Baena kasabasına gittik ve yolda ne çiftlik gördük ne köy gördük. Sadece bir tane evde ahır ve hayvanlar vardı. Kısacası manzaralar alışık olduğum Akdeniz manzaralarından çok farklı.

İlk derslerim başladı. Şimdilik “Küresel Değişim” adlı master programından seçtiğim dersleri alıyorum. Agrosistemler ve Küresel Değişim ile Bitkilerin Değişen Çevreye Adaptasyonu adlı iki ders aldım geçtiğimiz hafta. Bu yazıyı yazma sebebim de bu derslerin içeriği yüzünden.
İki derste de tarım çalışmaları kimyaya ve bilime odaklı anlatıldı. Agrosistemlerle ilgili olan derste her ne kadar sürdürülebilir tarım tekniklerinden bahsedilse de genel olarak anlatılan tarımdaki teknolojik gelişmelerdi. Adaptasyon dersi ise tamamen kimya üzerinden verildi. Tabi normal olan da bu, dersin içeriği bunu gerektiriyor. Fakat benim takıldığım nokta herbisitler, ozone, karbondioksit gibi maddeler anlatılırken insanlardan hiç bahsedilmemesi. Her şey bilimin kesinliği içerisinde anlatılıyor, formüller ekranda uçuşuyor, herbisitlerin bitkileri nasıl etkisiz hale getirdiği anlatılıyor ama aslında neler olup bittiğinden kimsenin bahsettiği yok!
Belki ben çok naifim ya da hayalperestim, bitkilerin adaptasyonundan bahsederken insanları umursamaya da gerek olmadığını birçok kişi savunabilir, ama ne yalan söyleyeyim agroekolojinin yapı taşını oluşturan insan, doğa ve tarımın bütünselliği kavramı beni rahat bırakmıyor ve mevcut tarım eğitiminin açıklarını ve eksikliklerini sorguluyorum. Herbisitlerden bahsederken bunların insanlar için olan zararları (fizyolojik, psikolojik ve ekonomik) ya da bunların ekosistem üzerindeki öngörülen ya da öngörülmeyen etkilerinden de bahsetmek gerek diye düşünüyorum. Agroekolojide bitkiler tek tek değil içinde varoldukları eko ve agroekosistem içerisinde tanımlanıyorlar ve fonksiyonları buna göre değerlendiriliyor. Ve pek tabi bitkiler incelenirken (ya da hayvanlar,vs.) insan faktörü de her zaman eşit derecede önemle ele alınıyor.

Agroekolojinin en önemli isimlerinden olan Miguel Altieri’nin Agroecology: The Science of Sustainable Agriculture adlı kitabında (Agroekoloji: Sürdürülebilir Tarım Bilimi) geçen bir hikaye beni çok etkiledi. Bir proje dahilinde, tarımda kullanılan kimyasalların insanlara (ve çevreye) olan etkilerini incelemek için bir köy seçiliyor. Köyde kimyasalların zararlarının insanlarca anlaşılması için çeşitli çalışmalar yapılıyor ama genel olarak kimyasallara karşı bir güven mevcut olduğu saptanıyor. Bunun üzerine yeni bir metot deneniyor. Çiftçilerin kimyasalları doldurdukları bidonlara ve sprey aletlerine karanlıkta özel olarak görülebilecek bir madde ekleniyor ve çiftçilerden her zaman ki gibi spreyleme yapmaları isteniyor. Kimyasallardan etkilenmediklerini düşünen insanlar akşam olunca büyük bir sürprizle karşılaşıyorlar: kimyasallar sadece bitkilerde ve toprakta değil aslında her yerde! Çocukların yüzlerinde, evlerde, köy etrafındaki birçok mekanda boya maddesi parlıyor. Çıkan sonuç kimyasalların aslında ne kadar hayatımıza girdiğini ve biz farkında olmasak da sağlımıza zarar verebilecek kadar yakınımızda olduklarını gösteriyor. Bu örnek agroekolojinin yapabileceklerinden küçük bir kesit. Sistemleri bir bütün olarak ve yaratıcı bir şekilde incelemek ve aynı şekilde çözümler üretmek! Aslında sadece bitki adaptasyonu, CO2, O3, herbisit deyip geçmemek gerek, her şey birbirine bağlanmış durumda. Eğer değişim istiyorsak da bunu bir ekosistemi bütün halde ele alarak gerçekleştirebiliriz sadece.

Reklamlar
Bu yazı Agroekoloji, Kitap, Sürdürülebilir Tarım, Tarım içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s