Çeşitliliği Kutlamak, Aşka Sahip Çıkmak

Tek tip insan yaratmakla uğraşıyorlar, hepimizi aynı kıvama getirip, aynı kalıplarda şekledip, aynı raflarda sunmak için. Sunulacak ve satılacak ürünler olalım, iç malzemelerimiz da pakedimiz de aynı olsun. Böyle bir dünyada gıdanın, bitkilerin ve tohumların da birbirine benzetilmesi kaçınılmaz. Monokültür uygulamaları yavaş yavaş bütün toprakları sararken, yediğimiz domatesler artık hep birbirine benziyorken ve tohumlar ezberci bilgilerle donatılmışken, kim ne diyebilir ki düşünmekten yoksun kitlelere, her geçen gün birbirine benzeyen bireylere (!) ve ezberci yeni nesillere.

Hayatımızın her alanında bir uyuma zorlanıyoruz, kıvrımlarımız yontulurken renklerimiz siliniyor itinayla. Tıpkı doğada olduğu gibi.

Ah eski domatesler diyor herkes ama alıyor mu acaba kimse gördüğü yamru yumru domatesi? Eğri büğrü patlıcanlara, biberlere kim bakıp da gel bakalım diyor? En parlağını, en pürüzsüzünü seçerken kavunların kim duraksıyor?

Toprağa bir tohum düşer ve aşık olur yeni yuvasına. Su verirse şükreder, su vermezse kendi iç bilgisi yeter büyümek için. Beraber dönüşür beraber direnirler hayata. En iyi tohum bilir o toprağı, anası çünkü, babasıdır toprak, yuvasıdır. Yerlidir yurtludur o tohum, genlerini bir bir işler toprakla havayla suyla. Nereden bilebilir ki başka tohumlar onun kadar o yuvayı? Nereden anlarlar suyunu ısısını toprağın, nasıl yaşarlar onun gibi özgürce. Özgürlük bilmek demektir, tanımak. Bilemez dışarıdan gelenler, biliyormuş gibi yaparlar sadece. Bilsek deseler de yalandır. Ama bir kere gömüldü mü toprağa yeni gelen, çıkartmak zor olur, inatçıdır çünkü, hırçındır. Bilir toprağın asıl sahibini, kızar ve savaş açar. En sonunda ise yerli tohum gider kavga biter.

Çiçeği farklı kokar o yerli tohumun. Meyvesi tattır asıl bildiğimiz, bal, şeker, tuz, bahar. Tohum gider meyve biter. Yeni tohumlar ne verirse insan artık onu beller tat diye.

İnsanlarda da gider tatlar. Renkler gider, sesler gider. Aşk kalmaz. Tohumun bir zamanlar toprağa duyduğunu insan da insana duymaz olur, yuvasına duymaz olur. Aşktır tohumu tohum yapan, aşktır insanı insan yapan. Sistem en çok aşka karşıdır bu yüzden. Aşk olana, aşk edene kızar. Aşk olmadan yuva kurun, aşk olmadan meyve verin der.

Domatesler nerede diyoruz ama soruyor muyuz o domatesleri? Görsek alıyor muyuz? Bulsak yüz veriyor muyuz eğri büğrü meyvelere? Hangimiz aşkı görüyor domatese bakınca? Hangimiz tohumdan bize kadar gelmiş o sancılı süreci hatırlıyor bir tek meyveye bakınca? Aşkın meyvesi o, acı çekerek, severek, kimi zaman susuz kimi zaman ısısız kalmış ama direnmiş bir aşkın meyvesi. O aşkın meyveleri çok azaldı artık, yapanı yaratanı azaldı. Şimdi sıra insanların aşkında. Kaybettiklerimizi geri almak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Reklamlar
Bu yazı Biyoçeşitlilik, Doğa içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s