Yanlış Sularda Yüzmeyin

Ortalıkta inanılmaz derecede kavramsal karmaşa var; tarım, gıda, organik, permakültür, vs. kelimeler oradan oraya uçuşuyor. Özellikle ekolojik tarım ve gıda konusunda yalan yanlış terimler, iyi iniyetle kullanılmış ama altı doldurulamadığı için bambaşka anlamlara çekilebilecek laflar… Herkes bir şeyler yapmak istiyor, harekete geçmek istiyor ama konuya giriş yapacak açık herhangi bir kapı bulamadığı için oradan buradan parça parça bilgilerle dolanıp duruyor; olan emeğe, paraya, enerjiye oluyor. Meydan da ortamdaki bu gönüllü ve para vermeye hazır heyecanlı kitleden nemalanacak bir iki kişiye kalıyor tabi ki.
Aslında bu konu çok daha farklı yerlere çekilebilir ama ben şu anda kavramsal karmaşalardan başlamak istiyorum.

Bu blogu ilk başta sürdürülebilir tarım ve gıda hakkında bir şeyler öğrenmek isteyenler için yapmak istemiştim ama zamanla konusu genişledi ya da daraldı farklı yerlere çekildi. Asıl amacım en başından ne nedir ne değildir diye yazmaya başlamaktı. Yanlış anlaşılmasın ben her şeyi bildiğimden değil, tam tersine ne öğrenirsem paylaşayım, geri bildirim ile ben de öğreneyim diye böyle düşünüyordum. Ben ziraat mühendisi değilim, gönüllülükten tarım eğitimi almaya giden farklı bir yol benimkisi. Bilmediğim bir sürü şey var, her gün öğreniyorum ama diyebileceğim kavramları iyi öğrenmeye ve burada ne öğrendiysem paylaşmakla uğraştığım. Öncelikle de kavramları iyi anlamaya, bahsedilen şeyler nedir, ne amaçla olmaktadır bunları görmeye çalışıyorum.

Örneğin organik tarım meselesi. O kadar ayağa düştü ki bu terim artık kim neden bahsediyor mümkün değil. Organik yemenin gıda sorununa tek çözüm olduğunu sananlar var. Her yerde organik beslenin diyenler, yazanlar var. Yanlış anlaşılmasın ben organik gıdaya karşı değilim, sürdürülebilir tarıma da organik tarım gönüllüsü olduğum için ilgi duymaya başladım. Organik pazarlara gitmeyi, üreticilerle konuşmayı seviyorum, bu konunun gelişmesi için de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ama gıda ve tarım konusundaki sıkıntıların tek bir çare ile çözülebileceğini düşünmüyorum. Hele endüstriyel organik gibi bir kavram çıkmışken, organik gıdanın geleceği bizde pembe ama dünyada gayet de griyken “her şeyin çözümü organik, yaşasın” diyemiyorum. Öncelikle nedir organik gıda? Belirli bir sertifika sürecinden geçmiş, kontrollü, kurallara bağlı olarak yetiştirilmiş gıda. Kişiler arası bireysel güvenden daha fazla destekleyici faktörlere ihtiyaç duyduğumuz şu dünyada, istediğimiz kanıtı sertifikalar veriyor. Ama bu sertifika süreçleri nasıl işliyor, çiftçinin bu süreçte kazancı ya da kaybettikleri neler, sürdürülebilir ideallerle pazar baskısı ne kadar uyuşuyor ya da çatışıyor bunların araştırılması gerek. Bir de tabi endüstriyel organik kavramı var. Nedir bu? Gazeteci Michael Pollan hem makalelerinde hem de Türkçe’ye de çevrilen kitabında (bkz. Etobur-Otobur İkilemi) bol bol bu konudan bahesdiyor. Endüstriyel organik, organik olarak yetiştirilen ama yetiştirilme sürecinde endüstriyel gıda sisteminde kendine yer bulan, organik olmayan gıdalar gibi işlenen, kullanılan, sömürülen gıda demek. Bunu isterseniz dünyanın bir ucuna gönderilen organik üzümlerimiz ile bağdaştırın, isterseniz sürdürülebilirlikten uzak bir şekilde organik yem ile beslenen, doğayla da pek haşır neşir olmadan yetiştirilen ineklerin organik sütleriyle. İçine koruyucu vs. konmuş pazara sunulmuş organik yiyeceklerden bahsetmiyorum bile. Şimdi söyleyin organik her zaman iyi mi? Şöyle bir örnekle bitireyim. Norveç’te dersteki arkadaşlarımdan biri Brezilya’da şeker üretilen fabrikaları gezdiğini anlatmıştı. Buralarda organik şeker üretimine de geçilmiş fakat fabrika normal şeker üretimi yapılan arazilerde hala üretime devam ettiği için organik şeker üretimi yapmak üzere yeni araziler açmaya başlamış. Bilin bakalım nerede? Amazon’da! Hani bayıldığımız ayıldığımız yağmur ormanları. Organik şeker üretmek için ormak kesmek! Şimdi bu organik şeker size tatlı mı gelecek acı mı siz karar verin.

Bu anlattığım sadece bir örnek. Organik tarıma gelene kadar gıda ve tarım konusunda en temel bilgileri bile eksik biliyoruz, yanlış öğreniyoruz, öğrenmeye çalışırken de kaynak olmadığı için debeleniyoruz. Birisi ortaya bir şey atıyor hemen ona sarılıyoruz, yeni bir fikir geliyor hemen onu benimsiyoruz. Ama unutmayalım ki gelen fikirlerin çoğu dışarıdan geliyor, belki çoğu bizim toprağımıza, kültürümüze, insanımıza uygun değil. Ortada herhangi bir bilgi birikimi, (akademik ya da değil) kaynak, merkez, uzman olmadığı için de bütün bilgiler, kavramlar birbirine giriyor. Sonunda da 2-3 kuşak öteye gitsek bulabileceğimiz en basit bilgilere, uygulamalara bile para, benzin harcayarak ulaşmaya, ulaşınca da şaşırmaya başlıyoruz. Biraz sağduyu ve biraz bireysel öğrenme azmi belki de karşılaştığımız sıkıntıları, bilmediklerimizi aşacak, açacak.

Reklamlar
Bu yazı Agroekoloji, Sürdürülebilir Tarım, Tarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s