Fransa’nın Küçük Bir Şehrinde Eko-Gastronomik Arayışlar


Çek Cumhuriyeti’nden Fransa’daki Toulouse şehrine ders görmeye, oradan da dinlenmeye Grenoble’a geldim. Burada bir haftalığına bir arkadaşımda kalıyorum. Toulouse’da yaptığımız dersleri ayrıca anlatacağım fakat sıcak sıcak Grenoble’dan gıda haberleri vermek istiyorum önce.

Öncelikle gittiğim her yerde ilk yaptığım şeylerden biri marketleri gezmektir. Hem pazarları hem de süpermarketleri (tabi varsa)! Neden derseniz bence orada o kültürün, o ülkenin, o yörenin hayata bakışı buralarda anlaşılıyor. Yemek kültürünü anlamak için de gene pazarlar ilk durak olmalı. Süpermarketlerde insan o ülkede gıdanın nasıl endüstriyelleştiğine şahit olabiliyor. Fransa’da daha önce de gözlemlemiştim, gene aynı şey: her şey paketlenmiş durumda. Aklınıza gelebilecek her şey! Evet ABD’de de benzer şekilde, Almanya, Norveç vs. birçok Avrupa ülkesinin süpermarketlerinde de paket paket ürünler bulmak mümkün ama gıdaya, mideye bu kadar önem veren insanların süpermarket kültürüne bu kadar uyum sağlamış olması beni çok şaşırtıyor. Terroir diye bir kavrama inanan, şarabıyla, peyniriyle övünen, ekmeğe değer veren bir ülkede süpermarketler uzun zamandır almış başını gitmiş. O minik minik paketlerde satılan yoğurtlar ve süt ürünleri ise beni en çok delirten şey. Hala yoğurdun kiloyla satıldığı hatta açık alınabildiği (ki aslında evde yapmak çok kolay) bir ülkeden gelen biri için bir hamleyle açılan, iki lokmada tüketilen yoğurttan başka her şeye benzeyen süt ürünlerinin doğaya verdiği zararı düşünmek çıldırtıcı. Fransızlar bu yoğurdumsu maddelere bayılıyorlar (gerçekten bayılıyorlar) ve dünyaya her gün binlerce anlamsız anlamsız çöp çıkartıp duruyorlar. Burada daha sadece cam için geri dönüşüm yapıldığını gördüm, bu kadar şarap tüketilirken en azından camları yeniden dönüştürmeyi düşünmüş olmalarını takdir ettim ama bence çok eksik bir uygulama (umarım ben görmemişimdir ve geri dönüşüm uygulaması aslında daha fazladır).

Organik gıdaya gelince, burada da daha önce anlattığım endüstriyel organik başı çekiyor. Paket paket organik ürünler rafları doldurmuş. Ama anladığım kadarıyla talep çok. Birçok yerde sadece organik gıda satan dükkanlar gördüm. Hatta bir tanesinde açık deterjan satılıyordu (evet, evet, bizde de eskiden olduğu gibi, bidonlarda, hem de doğaya zarar vermeyen türden!) ve bazı raflarda açık ve organik gıda ürünleri (mısır gevreği, müsli, pirinç, mercimek vs.) de vardı. Sevindirici bir durum benim için bu çünkü Avrupa’da böyle şeyler çok görülmüyor.

Ama asıl sevindirici olan cumartesi günü tesadüfen rastladığım organik pazardı. 30’a yakın tezgahın olduğu bir pazar kurulmuş ve yerel, organik ürünler kapış kapış gidiyordu. Buradan yoluma devam etmeyecek olsam ben de alacaktım ama maalesef yolum daha uzun. Kimi tezgahta ürünün nereden geldiği yazıyordu, kiminde ürünleri getiren kooperatifin adı vardı. İşte sahalarda görmek istediğimiz görüntüler. Yaşasın yerel organik gıda! Peynir, sebze, meyve, bal, zeytinyağı, ekmek… insanı tokken bile acıktıracak kadar güzel görünüyordu her şey.



Bunlar dışında restoranlarda da organik ya da doğal gıda yerini almaya başlamış. Bir iki yerde doğal ürünler olduğuna dair vurgu yapıldığını gördüm. Bunlardan biri “çiftliğimizden size” temalı bir restorandı ve girip yemek yedim. Restorandaki ürünlerin çiftlikten geldiğine dair yazılar vardı ve iç dizayn da buna göre çiftlik temasıyla düzenlenmişti (at arabası, inek resimleri, eski çiftlik eşyaları vs.). Ama işin aslı gerçekten böyle midir, yiyeceklerin ne kadarı yerel ve doğaldır bilemiyorum.

Bu restorandan başka sokakta yürürken “doğal dondurma” tabelalı bir dondurmacı gördüm ve içeri girince ürünlerin bazılarının biyolojik olduğunu farkettim. Yazılana göre dondurmalarda kullanılan süt taze, yumurtalar organikti (yumurta?). Fakat dondurmaların isimlerinde kullanılan malzemenin nereden geldiğine de vurgu yapılmıştı ve tabi ki egzotiklik istenilen bir özellik olduğundan bunlar da ona göreydi: meyveler, kakao vs. türlü türlü ülkelerden gelmişti. Uluslararası ticaretin doğal gıdayla zorlama birlikteliğine kızsam (sonuçta gıda ticareti karbon salınımının en büyük sebeplerinden) da bir yandan da şurada Türkiye’den gelen fındıklarla yapılmış dondurma yazısını görememek de beni içten içe üzdü, düşündürdü. Türk fındığı dediğimiz gıda dünyanın %80’ine gidiyor ama adını da sanını da bir tek hala biz biliyoruz. Bu arada unutmadan dondurma İtalyan dondurmasıydı!!!

Reklamlar
Bu yazı Avrupa'dan Tarım Hikayeleri, Fotoğraf, Sürdürülebilir Tarım, Yemek/Gıda içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Fransa’nın Küçük Bir Şehrinde Eko-Gastronomik Arayışlar

  1. Aşçı Fok dedi ki:

    Fındık konusunda çok haklısınız, Türkiye’de fındık için bir şeyler yapılmalı artık! Türkiye, Dünya fındık pazarını elinde tutan bir ülke gibi davranmayı öğrenmeli çok geç olmadan!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s