Süte Sevda Karışınca

Gönüllü çalışmak için Piemonte Bölgesi’ni seçmemin önemli bir sebebi daha vardı: Slow Food’un iki senede bir yapılan Peynir Festivali! Slow Food’un ana merkezi, Piemonte’deki Bra şehrinde bulunuyor ve iki senede bir uzun hazırlıklar ardından ulusal ve uluslararası peynir üreticilerinin katılımıyla “peynir” adına birkaç gün süren bir festival hazırlanıyor. Düşünebiliyor musunuz, her şey peynir için. Bu festivale katılmayı uzun zamandır aklıma koymuştum ve yolculuğumdaki durakları ona göre ayarlamıştım, sonunda bir günlüğüne de olsa festivale gitmeyi başardım.

Bra şehri olduğumuz köye çok yakındı, sabah erkenden yola çıktık ve önce otobüs ardından trenle şehre vardık.

Tren istasyonu çıkışında Slow Food tarafından şehri detaylıca gösteren haritalar yerleştirilmişti ve bunlarda festival katılımcılarının olacağı sokaklar işaretlenmişti. Benzer haritalara gün içinde birçok kez rastladık. Festival organizasyonu bence çok başarılıydı, birçok noktada Slow Food masaları kurulmuştu, buralardan program, harita almanız mümkündü; hatta isteyenler Slow Food tarafınan bastırılmış kitaplara da buralardan ulaşabiliyorlardı.

Festival standları gruplara ayrılmıştı. En büyük gruplardan biri peynir marketiydi ve burada bir bölgede İtalya’dan, bir bölgede ise dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen üreticiler bulunuyordu. Hayatımda bu kadar çok peynir gördüğümü hatırlamıyorum. Onlarca masa ve üzerlerinde binlerce peynir çeşidi…üreticiler bizleri güleyüzle davet ediyorlar ve peynirlerini tatmamız için uzatıyorlardı. Mozzarella ve parmezanla kısıtlı İtalyan peynirleri dağarcığımız hemen kendini tüketti ve kendimizi her şeye “bu ne, o ne” derken bulduk. O kadar çok peynir çeşidi vardı ki, isimlerini öğrenmeye çalışmak boşunaydı. Biz de insan seli içinde sürüklenip elimizden geldiğince peynir tadalim bari dedik isim öğrenmeyi bir kenara bırakıp. Sizi de fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.

Festivalin uluslararası üreticilere ayrılmış kısmında ne yazık ki Türkiye yoktu. İngiltere’nin açtığı tezgahlar çok fazlaydı ve bu beni açıkçası şaşırttı, Fransızlar ile yarışacak gibiydi İngiliz üreticiler. Fransa’dan beklediğim kadar çok peynir göremedim, Roquefort için bile sadece bir tezgah vardı (belki gözümden kaçanlar olmuştur). Ermenistan, Bulgaristan ve Makedonya tezgahları ise Türkiye’yi anmama sebep oldu, gözlerim ise Türkiye peynirlerini aradı. O kadar çok peynir çeşidimiz var ki, bunların 2-3 tanesini bile bu festivalde sunabilsek…umarım gelecek senelerde böyle bir girişim olacak ve ben de aktif rol alacağım, kafama koydum.

Peynir dışında festival tezgahlarının bazılarında peynirle yenebilecek krakerler, reçeller, şarküteri ürünleri ve bu bölgede bolca tüketilen “mostarda” satılıyordu. Bunların da tadına baktık tabi ki. Mostarda ilginç bir tattaydı (hem acı hem tatlı), anladığım kadarıyla meyvelerin hardalla beraber pişirilmesinden (?) yapılıyor. Doğrusunu bilen anlatırsa sevineceğim. Ben tadını çok beğenmedim ama bunun özellikle Kuzey İtalya’da çok önemli bir yiyecek olduğunu herkes söylüyor, peynir ve et yanında yeniyormuş.

Festivalin bence en önemli özelliklerinden biri bütün şehrin kendini festivale göre ayarlamış olmasıydı. Sokaklarda, dükkanlarda peynirle en alakasız işi yapanlar bile festival için hazırlanmışlardı. Vitrinler peynir için yeniden düzenlenmişti. Bir kitapçı bütün vitrini peynirle ilgili kitaplarla donatmıştı, bir fırın peynir şeklinde (ve fare!) ekmekler yapıp vitrine koymuştu, bir kuru temizleyici bile camına peynirle alakalı süsler yerleştirmişti. Hatta bir kumaş dükkanının vitrininde inek desenli kumaş sergilendiğini gördüm ve fikre bayıldım. Topluluk bilincinin bu kadar gelişmiş olması ve küçük detaylarla da olsa insanların kendilerini şehrin ritmine sokmaları beni çok sevindirdi.

Bence Slow Food ile ilgili çalışmalar yapmak istiyorsak bu topluluk bilinci konusuna daha çok eğilmeliyiz. Her yerde festivallerimiz var, bunları nasıl geliştirebiliriz, büyük şehir insanını bu yerel festivallere nasıl çekmeliyiz düşünmeliyiz. Bra’ya gidip bu festivali deneyimlediğim için şanslıyım ama eminim ki -bu kadar büyük boyutta olmasa da- biz de kendimizce Türkiye’de yapılan onlarca festivali bu şekilde geliştirebiliriz, yerel gıdalarımızı toplumun daha büyük bir kesimine kazandırabiliriz. Bu konuda neler yapılması gerektiğine sanırım bir süre kafa patlatacağım çünkü festival ardından çok heyecanlıyım ve hevesliyim! Her şey daha güzel, daha besleyici ve en önemlisi hatıra dolu gıdalar için.

Reklamlar
Bu yazı Avrupa'dan Tarım Hikayeleri, Fotoğraf, Yemek/Gıda içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Süte Sevda Karışınca

  1. yaşın dedi ki:

    Teşekkürler Selencim,sana artık atom karınca diyeceğim her yere yetişip bize de ulaştırıyorsun ya daha ne diyeyim?bu uğraşın için sana şükran borçluyuz,sevgiler canım,şans hep seninle olsun.

  2. selencello dedi ki:

    🙂 çok teşekkür ederim, sizlere yaşadıklarımı ve deneyimlediklerimi gösterebilmek benim için mutluluk.

  3. Dîdem Çivici dedi ki:

    Canım benim, yolların hep çok güzel =) Seninle birlikte çoşuyorum!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s