Topraktan Sofraya Alternatif Hikayeler

Gıdada şirketleşme, sektörleşme zaten hepimizin bildiği bir konu. Konvansiyonel gıda nerdeyse paketle, plastikle eş gidiyor. Yediğimiz gıdalar tamamen kontrol altında, olmayanlar da kontrol altına alınmak üzereler. Peki ama bunların dışında, sağlık ve doğa sevdası için tercih ettiğimiz organik ve benzeri gıdalar da bu siteme girdiğinde ne yapacağız? Önceliğimiz midemizin doyması evet ama midemizin doymasını sağlayan çiftçileri düşünmezsek bu sistem nereye kadar gidecek?

Bir önceki yazıda da değindiğim gibi organik tarım yalanmış, uydurmacaymış gibi laflarla ortalığı karıştırmak yerine işin kandırmaca olup olmadığını bilim insanlarına, bu işin uzmanlarına bırakmalı ve asıl tartışmamız gereken şeyleri, yani gıdamızın birileri tarafından yönetilmesini, üreticilerin ve tüketicilerin her koşulda mağdur olmasını tartışmalıyız. Ve neler yapabileceğimize bakmalıyız.

Öncelikle üreticiye ulaşmanın en kolay yolu sokağa çıkmak! Hala canlı bir pazar kültürümüz olduğu için şanslıyız. Yukarıda yazdığım sıkıntı Kuzey Avrupa ve Amerika’da birçok insanın hayatını zora koşuyor çünkü orada pazar oluşumları çok az. İnsanlar alışveriş yaparken aracılara, şirketlere bağlı kalmak zorundalar. Neyse ki hala pazarlarımız var ve ürünlerimizin nereden, kimden geldiğini öğrenme şansımız yüksek (tabi ki pazarda da aracılar var ve burada da bir sürü olay dönüyor, ben iyimser yaklaşmaya çalışıyorum). Organik pazarlar büyük şehirlerde gittikçe popüler olmaya başladı. Buralara gidip Ayşe Teyze, Mehmet Amca ile sohbet etmek, tezgahlardaki ürünlere dokunmak, mevsimi buradan takip etmek bence paha biçilemez bir zevk. Peki nasıl işliyor bu organik pazarlar?

Öncelikle organik pazarlardaki satıcıların bir çoğunun üretici olduğunu söyleyebilirim. Yani buralarda ürünler genellikle toptancılar tarafından değil direkt çiftçiler tarafından getiriliyor. Kendim Klan Çiftliği’nde gönüllüyken bu sistemi gözlemleyebilmiştim. Ürünler her pazar günü öncesi toparlanıp, kasalara konuluyor ve gece yolculuğu ardından sabah 4-5 gibi İstanbul’a, Ankara’ya, vs. varıyor. Yani bir gün önce tarlasından domates toplayan çiftçi bütün yorgunluğunun üzerine bir de yola çıkıp, bütün gün tezgah başında bekliyor. Yol parası da cabası. Hep sorarız ya organik neden pahalı diye, alın size bariz bir sebep. Bir önceki yazıda organik tarım adil işleyiş de gerektirir dedim ya işte bu bence burada belirginleşen bir durum. Çiftçi aracıya, toptancıya gerek duymak zorunda değil, kendisi gelip ürününü satıyor. Siz de bu sayede o domatesi kim getirdi biliyorsunuz ve üreticiyle sohbet edip domatesin hikayesini dinleyebiliyorsunuz. Bir daha organik pazarda dolaşırken aklınızda bu yol hikayesi olsun. Elbette gece yolculuğu kaldıramayacak kadar uzakta bulunan çiftlikler de var ve buralarda aracı devreye giriyor ama gene de kendi gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki üreticilerin bizzat bulunduğu tezgah sayısı bayağı fazla. Zaten tanıdık bir aracı her zaman büyük satıcılara, marketlere tercih edilebilir diye düşünüyorum.

Daha önce de yazdım sürdürülebilir teknikle üretim yapan her üretici organik sertifikası almak zorunda değil. Ama sertifika olmadan bu üretici organik pazarlarda satamaz. Bu durumda neler yapılabilir onlara da göz gezdirelim.

Toplum Destekli Tarım: Bu tanım İngilizce Community Supported Agriculture tanımının birebir çevirisi ile bizlere gelmiş. Temeli çiftçilerin tüketiciyle anlaşmasına ve güvene dayalı olarak direkt bir alışveriş sistemi kurmasına dayanıyor. Tüketici ürün almayı, üretici de ürün sağlamayı baştan kabul ediyor. Burada belli bir risk kabulü söz konusu. Üretimde oluşacak sıkıntıları tüketici de üstleniyor ve böylece üretici zarara uğramıyor. Örneğin o hafta ne varsa onu almayı tüketici baştan kabul ediyor.Sistemdeki en önemli nokta yapılan alım satımın aracısız gerçekleşmesi. Sistemin işleyişi her oluşumda farklı olsa da genel olarak şöyle: üretici ve tüketici yapılan anlaşmaya göre haftalık ya da aylık olarak iletişime geçiyorlar ve ürünler tüketiciye ulaştırılıyor (elden, çiftlikten ya da posta yoluyla). Alıcı ve satıcının direkt iletişimde olması üründe çıkacak sorunların ve kimyasal kullanımı, vs. gibi akla takılan noktaların da kolayca tartışılmasına ve çözülmesine yarıyor.
İşte matrak bir örnek, adamlar oturup bu yönteme şarkı yazmışlar:

İngilizce’de Box Scheme denilen bir kavram da var. Kutu yöntemi gibi çevirebiliriz. Toplum destekli tarıma benzer şekilde işleyen ama risk faktörüne dayanmayan bir sistem. Burada tüketicinin evine üreticiden paket gönderiliyor. İki taraf önceden bir iletişim kanalıyla (email, telefon, internet satışı, posta vs.) iletişime geçiyor ve üretici haftalık ya da aylık olarak (ya da isteğe bağlı herhangi bir zamanda) elindekileri tüketiciye yolluyor. Toplum destekli tarımda genelde önceden yapılan bir anlaşma varken bunda öyle bir zorunluluk yok. Türkiye’de bu sistemler yeni olduğu için iki kavram birbirine girmiş durumda, bazı kutu yöntemleri toplum destekli tarım diye adlandırılmış ama bence tanımların ve isimlerin çok da üzerinde durmaya gerek yok.

Ankara’da takip ettiğim gayet oturmuş bir oluşum var. İnternet grubu üzerinden alım satım ayarlanıyor, üreticiler her ay o ay çıkacak ürünlerin listesini gruba yolluyorlar ve tüketiciler de ne istiyorlarsa buradan seçiyorlar. Üstelik burada her alıcının evine paket göndermek gibi ekolojik olmayan bir yöntem yerine toptan ürün siparişi yapılıyor ve ürünler tek bir adrese geliyor. Buradan şehir içinde gereken yerlere dağıtım sonra yapılıyor. Ücretler ise banka yoluyla vs. ödeniyor. Üreticilerle iletişimde kalınması da sistemdeki aksaklıkları önlüyor, email grubunda dönen üretici-tüketici arası hoş sohbetler de cabası. Bu sistemdeki belki tek sıkıntı üreticilerin her zaman her ürüne sahip olamaması. Mevsime göre bazı ürünlerin üretimi durabiliyor ve her zaman her istediğiniz şeye ulaşamayabiliyorsunuz. Ama tabi toplum destekli tarımdaki gibi risk almış olmuyorsunuz. Bazen de üreticinin elinde ürün az oluyor, herkese yetişmiyor. Ama zaten gıda böyle bir şey değil mi? Her zaman her şeye ulaşmak zorunda olmadığımızı anladığımız zaman ekolojik yaşam konusunda da büyük bir adım atmış olacağız. Domatesler kışın taze taze yenmek için yetişmiyor. Salça yapmak, domates kurutmak boşuna bulunmamış… Bu grupta gelip giden yiyecekleri okuduk.a insanların isteyince ne kadar başarılı olabileceklerini görüp, mutlu oluyorum.

Çiftlikten Satış: Aslında bu da bizim yabancı olmadığımız bir konu. Bazen düşünüyorum da Avrupa ve ABD’de sorun olan şeyler bizde oradaki kadar sorun değil ve ekolojik çözümleri dışarıdan almaya çalışırken komik oluyoruz. Örneğin ekoloji de satılabilen bir sektöre dönüştüğünden beri Türkiye’de deli gibi broşürler, kitaplar vs. çıktı. Bir keresinde hatırlıyorum elime geçen kitapçıkta sularınızı boşa akıtmayın diyordu ama yazı İngilizce’den birebir çevrilmişti ve gayet şık resimlerle süslenmişti. Ben çocukken dedemden zaten suların boşa akıtılmaması gerektiğini öğrendim ve bana bunu Amerika’dan gelmiş bir broşürün anlatmasına ihtiyacım yok!!! Yalnız en büyük sorun hızla bu ülkeleri takip etmemiz ve çocuklarımızı bu gibi konularda eğitmememiz. Gerçekten sorun olmayan şeyler de bir süre sonra sorun olmaya başlayacak ve o zaman gerçekten Amerika’dan birilerinin bizim için çözüm üretmesine ihtiyaç duyacağız. Konuya dönersek… çiftlikten satış da aynı şekilde. Bizim gayet de bildiğimiz bir uygulama ama bu hızla gidersek bu gibi şeyler yeni nesillere -tıpkı şimdi Amerikalılar’a olduğu gibi- çok parlak bir fikirmiş gibi gelmeye başlayacak. Çiftlikten satış adından da anlaşıldığı gibi üreticinin direkt çiftliğinden satış yapmasıyla gerçekleşiyor. Şehirlerarası yollardaki tezgahları da bunlara katabiliriz. Burada en büyük sıkıntı büyük şehirlerin çiftliklere uzak olması ve bu tür bir alışverişin her zaman gercekleşememesi. Üreticiler ürünlerine artı değer katabilirlerse ve çiftliklerinin adlarını duyurabilirlerse belki sistem gelişebilir. Hatta çiftliklere alıcıyı çekecek tarza mağazalar kurulabilirse (internette İngilizce Farm Shop diye aratırsanız bir sürü örneğe rastlayabilirsiniz) daha çok alım satım yapılabilir.

Kendi Ürününü Topla: İngilizce Pick Your Own adı altında gerçekleştirilen bu yöntem bize biraz uzak ama neden olmasın, bence çok eğlenceli bir fikir. Bu sistemde üreticiler çiftliklerinin kapılarını tüketiciye açıyorlar. Tüketiciler örneğin cumartesileri gelip istedikleri ürünü topluyorlar ve ücretini ödeyerek evlerine dönüyorlar. Bu metot gene büyük şehirlerin çiftliklere uzak olmasından dolayı gerçekleşmesi zor olsa da insanlara tarımın nasıl bir çalışma olduğunu anlatması açısından kayda değer ve bence çok eğlenceli. Tabi bunun sıkıntıları da var, neyi nasıl yapacağını bilmeyen bir insanın çiftlikte kalabalık yapmasını kimse istemez!

Bu metotlar dışında tüketiciyi gıdaya bağlayacak en önemli yöntem tabi ki insanların kendi ürünlerini yetiştirmeye başlamaları. Gene bu konuda da birçok girişim var fakat bunu başka bir yazıda paylaşmayı uygun görüyorum.

Yukarıda bahsettiğim örnekler Türkiye’de var olan ama zamanla kaybetmeye başladığımız geleneklere de vurgu yapıyorlar. Bence geçmişimize biraz da günümüzün verdiği yaratıcılıkla bakarsak çok ilginç oluşumlar yaratabiliriz ve gıdayla olan bağımızı kuvvetlendirebiliriz. Üreticileri anlamak ve gıdayla olan bağımızı daha kısa bir yol üzerinden sürdürmek şu anda bir zorunluluk ve bu konuda hem kendimiz adına hem de dünya adına elimizden geleni yapmalıyız.

Not: Bu arada oluşumların İngilizce isimlerini de yazıyorum çünkü internette çok güzel örnekler, resimler var ve aratıp ilham alabilirsiniz. Ama dediğim gibi aslında geleneğimizde zaten birçok bilgi saklı ve sadece bizden biraz ilgi bekliyor.

Reklamlar
Bu yazı Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Yaşam, Yemek/Gıda içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Topraktan Sofraya Alternatif Hikayeler

  1. Teşekkürler Selen gönüllü olarak bizede bekleriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s