Nerede O Eski…

Hatırlayacak gürültülü bir bayram anım yok benim. Gözüme her andığımda iki damla yaş dolduran aile sofralarım var elbet, güzel yemekler damağımda, sohbetler kulağımda hala ama bayramla ilgili çok fazla anım yok aklımın bir köşesine kaldırdığım sandıklarda. Kurban kesmediğimiz için et yemek için özel sofralar kurmazdık pek ama tatlı hep olurdu. Baş tacı her zaman tatlılar. Etten vazgeçerken tatlıdan vazgeçememem bundan sanırım, öyle bir şeker sevdası. Et yemek…uzun süredir kendimi sınadığım bir konu bu. Savaş verip yenik çıkıyorum her seferinde.

Et her zaman bizimle oldu. İnsan et yemek için düştü yollara. Can verdi, kan verdi, ateşi buldu ete tat verdi. Köpeği arkadaş etti kendine et için. Doymak için et gerekti hep bildi. Çıtır çıtır kızarırken etler alevlerin ortasında, hikayeler dizdi sıra sıra, hepsinde av hepsinde et vardı. Koştu, yürüdü, yol tepti, konuşmayı öğrendi yavaş yavaş, ses verdi dallar ardından köpeğine, dostuna, ok fırlattı, bıçak sapladı, kan akıttı, ağaçları, otları öğrendi, yollar çizdi ormanlar içinde kendine evine dönmek için tıpkı mağarasında hikayelerini çizdiği gibi. Hayatında hep av vardı ve et.

Toprağa aşık oldu insan bir gün. Uzaklara değil yere bakmayı öğrendi. Hayvanlar da koşmaktan yorulmuş olacak kaldı insanla. İnsan eliyle besler oldu avını ve av eve yenik düştü. Bir oldu, iki oldu ve derken günler geçti, hayvanlar çoğaldı insan zengin oldu. Koşmadan da doyar oldu karnı. Yedi sonunda, doydu ama şükrederek, belki anılarında koştuğu günler, ter akıttığı yollar, avlar…şükretti hayvana ve onu verene. Ve baktı ki hayvan toprağa yarar, toprak hayvana yaşadı gitti şükrederek ve severek. Hayvan memnun muydu bilinmez ama en azından otu da, ağacı da vardı yaşarken.

Hayvanın bilmediği bir şey vardı ama: insanın gözü. Öyle açtı ki insan, öyle kaybederdi ki kendini kendisi için, can alırdı kendi canı istediğinde. İnsan insanı dinlemezken hayvanı neden dinlesin? Duymaz oldu seslerini. Kapadı hayvanları kutulara, kendi evine boy boy diktiği kapıları eksik etti hayvanlardan, onlarsa bir cama hasret. Nefes alamaz oldu hayvan, dönemedi, oturamadı, koşamadı. Annesi nerede? bilemedi, bulamadı yolunu yol olmayan binalarda. Yem diye yediği kan kusturdu kan olsun diye beklenirken. Zorlandı ama can bu dayandı gene de. Ama ne için? Sonu da kötüydü başı gibi. Can çekişerek ah çekti, öldü.

Kendi savaşımı veriyorum ama hep yenileceğim biliyorum. Et yiyorum çünkü, her seferinde içim sızlıyor. Az yiyorum, çok az, çok çok az. Eskisi gibi değil artık ama biliyorum ki hayatımda et olacak hep. Gözümde de iki damla yaş. Kendimi kabullenmem ne kadar zor? Çok zor etten vazgeçmek biliyorum ve ne yapacağız düşünüyorum. Hala şanslıyız ki toprağımız, çimenimiz var hayvanlarımıza sunabileceğimiz. Hala şanslıyız ki kalbimiz var gözümüz yerine konuşacak. Öldürsek de yaşatabiliriz belki. Ölümü elimizden madem yaşamı bizden olmasın, koşsun, yesin ve nefes alsın özgürce can. Bilelim yediğimiz et nereden, kimden? Cani miydi öldüren onu, yoksa vicdanlı bir insan mı? Yaşattı mı hayvanını yaşam dolu? Sevdi mi?

Kafam çok karışık gene, bayramdan uzakta bayramları, toprağı, fabrikaları, paketlenmiş etleri düşünüyorum. Aklım düşünceler dolu. Hayvanlarsa aklımda olmayacak kadar benle bir, onları kalbimde besliyorum.

Reklamlar
Bu yazı Doğa, Sürdürülebilir Tarım, Yemek/Gıda içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Nerede O Eski…

  1. murat dedi ki:

    merhaba,
    insan beslenmek için kesinlikle hayvansal gıdaya muhtaç değil. Pekala da bitkisel gıdayla hayatını dört dörtlük sürdürebilir. Eti bir tek şey için yiyiyoruz: damak tadı, yani zevkimiz için. Hayvanlari ömürleri boyu dar alanlara hapsedip belirli bir kiloya ulaştıklarında kesiveriyoruz. Beslenme zinciri falan diyerek hiç normalleştirmeye çalışmayalım, düpedüz zevk için öldüren soğukkanlı yaratıklarız.
    Bir arkadaşımın dediği gibi, insanlığa arada bir reset atmak gerekiyor. Ama maalesef öyle bir reset düğmesi yok evrenin, değişim tek tek bireylerin değişmesine bağlı…
    iyi bayramlar 🙂

  2. selencello dedi ki:

    Murat Bey dogru diyorsunuz, protein ve B12 ihtiyacımız başka besinlerden de sağlanıyor ama damak zevki de insan olmanın bir özelliği, ben kendim et yemesem de başkalarına bir şey diyemiyorum, diyemem. Kendim bile çok başarılı olamıyorum o damak zevki meselesinden dolayı. En azindan işte hayatları boyunca hayvanları iyi yaşatsak, en azindan… Endüstriyel et üretimi korkunç bir düzeyde, zaten internette binlerce video var, dayanabilmek imkansız izlerken. Bunların çoğu endüstriyelleşmiş ülkelerden ama bizim gibi ülkeler de aynı istimakette ilerliyor, fabrikalaşma özendiriliyor. Bari şu çayırları, otları, çimenleri esirgemesek hayvanlardan, bir yerden başlamış oluruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s