Bir Yerlerden Başlayabilmek

Eylül’de İtalya’da gönüllü çalıştığım çiftlikte odayı paylaştığım arkadaşımla en büyük sıkıntımız geceleri tıkır tıkır sesler duymamızdı. Zaten odaya her gün şömineden bir yaban arısı giriyordu, gün aşırı da büyük örümceklerle karşılaşıyorduk (üst katta koşturan sincapları saymıyorum, hayır fare değil!) ama bu sesler bizi fena yapıyordu, zor uyuyorduk. Sabah tam 4’te ötmeye başlayan horoz da cabası.

Arkadaşım dün email atmış: o sesler bir akrepten geliyormuş, sonunda ortaya çıkmış! TATA! Suratımın aldığı şekli tahmin edebilirsiniz.

Toprak aşkını, çiftlik yaşamını konuşurken bunlardan da bahsetmekte fayda var aslında. Her şey çok çekici ve kolay değil. Şehirlerde, apartmanlarda alıştığımız rahatlığı kırsalda bulmamız genelde pek mümkün olmuyor. Biliyorum ki doğayı sevseler de kişisel sıkıntılar, korkular yüzünden doğaya çıkamayanlar var. Hayatında yemek konusunda değişiklik yapmak isteyip nereden başlayacağını bilemeyenler var. Sürdürülebilirlik kelimesini duymuş, tam kavrayamamış ama öğrenmeye hevesli olanlar var. Herkesin çatık kaşla “bu yanlış, hepimiz öleceğiz” dediği bir ortamdan korkup hayatını değiştirmekten kaçanlar var. Ya da tam tersi doğasever gruplardaki etkin hippi ortamdan çekinip gene kendini doğadan uzak tutmaya karar verenler var. Sağlıklı yaşamak isteyip sağlık nedir tam bilemeyenler var. Nerede o eski domatesler diye üzülen ama domates nedir onu da unutmuş olanlar var. Geçmişe özlem duyup onu nasıl gününe adapte edeceğini bilemeyenler var…

Kısacası bir yerlerde birileri toprakla uğraşırken, gerçek gıda ile ilgilenirken, şehirlerde, evlerinde bir o kadar insanın da hevesle ama soru işaretleriyle baktığını, beklediğini biliyorum. Bu blog biraz da onlar için var, cesaret edebilsinler, doğada onlara da bir yer olduğunu keşfedebilsinler diye. Bir de görsünler ki aslında doğa için uğraşanlar da her şeyi çözmüş, rahata ermiş değil. Herkes sadece elinden geleni yapmaya çalışıyor.

Ben kendimi biliyorum, hala bol bol öğrendiğim, bol bol yanıldığım bir süreçteyim. Evet toprağı da, çiftlik hayatını da, hayvanları da seviyorum ama bu benim %100 bu hayata adapte olduğumu göstermiyor. Hala korkularım, çekincelerim var, yapmak isteyip yapamadıklarım var…

Manisa’da, köyde odamda çıkan elim kadar örümcek yüzünden arkama bakmadan kaçarken karanlıkta görmediğim merdivenden düşüp bacağımı kıracaktım mesela…ama zamanla alışmış olacağım, İtalya’da sabah yatağımın yanında çıkan (o kadar da büyük değildi ama) örümceğe “offf gene mi sen?” diyerek güne başladım. Geçen gün ise derste larvaları, tırtılları elledim artık kendimi aşıp.

İp gibi akan sularda yıkanmaya çalıştığım çok yer oldu ama suyun değerini öyle anladım. Yıkanmak ne büyük lüks, çoğu insan için ne büyük bir kıymet bunu gördüm. Tarlada, bahçede çalışırken canımı çok yaktım, çok yaralandım, kiminde kafam ağaca tosladı beyin sarsıntısı geçirdim, kiminde bacağımda, kolumda onlarca çizikle eve döndüm. Her sabah garip ısırıklarla uyandım, kaşınıp durdum günlerce. Ahır temizledim, kokular rüyama bile girdi neredeyse. Uyku tutmadı, geceleri uyuyamadım, uyku tuttuğunda ise horozlar öttü gene uyuyamadım. Uyku tulumuna, rahatsız yataklara sesimi çıkaramadım, belimi incittim, sırtımı ağrıttım. Hala omuzlarımla kavgalıyım… Sıkıldım köylerde, yapacak iş bulamadım, yanımda taşıdğım kitapların bile kapağını açmak istemedim, oturup durdum. Apartmanın dışından gelen cadde sesine, şehrin gürültüsüne ne kadar alışmış olduğumu fark ettim, bozuldum ama çaktırmadım. Rahatıma geldi süpermarkete gittim yanıbaşında mağazalar dururken. Açken ve dışarıdayken hamburger yiyenleri görünce canım çekti, yemedim ama sırf böyle bir şey düşündüm diye kendime küstüm. Kola, cips almadım ama gittiğim partide varsa da tatlarına baktım, kendime daha çok küstüm. Kendimle verdiğim savaşlarda genelde bir kazandım, bir kaybettim.

Kendime kötü davrandığım çok oluyor, “neden şimdi böyle yaptın” diye soruyorum içten içe. Kendimden bekliyorum aslında en ani değişimleri fakat yapamayınca da bozulup, üzülüyorum. Ama biliyorum ki köklü değişimler bir anda olmuyor, her şey olması gerektiği haliyle yaşanıp, hayatımıza giriyor. Şimdilik yol beni bir yerlere getirdi, gelişme gösterdim, umarım daha da ilerleyeceğim diye düşünüyorum. Ama her şey çekinmeden, kimsenin ne dediğine bakmadan, korkmadan adım atmakla başlıyor. Soru işaretleriniz olması çok normal, korkular hepimizde var, rahatı sevmek ise en büyük özelliğimiz. Siz sadece bir yerden başlayın yeter, beyaz, siyah değil grilerin de güzel olduğunu bilin. Bugün bir domatese eliniz gider, yarın tarlaları gezersiniz, sonra bir bakmışssınız ki doğayı yeniden keşfetmişsiniz. Hem zaten bunlar için değiyor:

Reklamlar
Bu yazı Doğa, Fotoğraf, Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Bir Yerlerden Başlayabilmek

  1. burcu dedi ki:

    merhaba, bloğunu yeni keşfettim bugün bir arkadaşımın tavsiyesiyle ve açtığım andan itibaren tüm yazılarını okumaya ve hayal kurmaya kaptırdım kendimi. ben önce gri çalışma binalarından ve balon bir önemli hissetme zorunluluğun sıyrıldım. etten uzak durmaya çalışıyorum en çokta empati yaparak. doğayı daha çok dinlemeye çalışıyorum. kola, fast food, paketli yiyecekler vs den de uzak duruyorum, aynen katılıyorum bu bir çelişki durumu kendinle. zaman, maddi imkanlar ve lezzet birleşince bazen zorlaşabiliyor. aynen senin gibi toprakla alıp veremedim çok uzun zaman, dertlendim epey. hayat çok manasız geldi gözüme, sağlıklı beslenmek saçmaydı nasıl olsa ölmeyecek miydik? belgeseller dayanılmazdı, doğadaki hayvanlar hep tetikteydi, önce bir aslan yavrusuna gönlünü kaptırırsın, çok şekerdir, ama bi bakarsın bir ceylan yavrusunu öldürüp yer.. doğayı da dengesini de sorguladım çok, içinden çıkamadım… ama sonra o dönüşüm sisteminin muazzamlığını anlamaya başladım, kabullendim.. şimdi seramik yaparak şehrin göbeğinde toprakla iletişim kurmaya çalışıyorum! aslında bunları neden anlattım? yazılarında çiftlik hayatının doğallığından, güzelliğinden bahsettiğin yerleri okurken hep aklımda akrepler, örümcekler yada bilmediğimiz başka bize zarar verebilecek hayvanlar kafamın bir tarafında döndü… bu bana saf mutluluk gelemiyordu, çünkü bilmiyordum ve korkuyordum.. bir de tabi alıştığımız konforlu hayattan uzak kalmak.hep doğaya inandım, ona dönerek yaşamayı istedim ama kafamda bu sorular, hım hım midemi ağrıttı ve tam net emin olamadım hiçbir zaman. mesela annem der ki o soğukta bir kere soba yaksan, odun alsan karların altından, yıkanmaya çalışsan sabah akşam doğalgaza şükredersin:) arada kaldım yani.. bir yanda konfor bir yanda doğa.. bir yanda hayat bir yanda ölüm…hadi bakalım! bu sorularıma cevap bulmama, bundan sonra senin paylaşımlarının yardımı büyük olacak:) tanıştığımıza çok sevindim! sevgiler..

    • selencello dedi ki:

      Aslında çoğumuzun hikayesi benziyor değil mi? Bir yola gönül koymakla başlıyor hepsi, hoşgeldiniz.Seramikle uğraşmanız da da ayrı güzel! iyi dilekleriniz için çok teşekkür ediyorum, sevgilerimle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s