Brasil, Brasil…

Küba hakkında yazıp Amerika kıtasına ufak bir yolculuğa çıkmışken Brezilya’dan bahsetmemek olmaz değil mi? Brezilya benim ülkelerimden. Böyle bazı ülkelerim var, görünmez bir bağla bağlanıp kalıyorum onlara. Brezilya da öyle. Henüz gitmedim ama ülke tarihini, edebiyatını, kültürünü adım adım takip ettim bir süre.

Üniversiteye başlamadan önceki seneydi; Aslı Erdoğan‘ın Kırmızı Pelerinli Kent kitabı ile tanıdım Brezilya’yı ve ülkeye aşık oldum… şiddet ve aşk dolu bir ülkeydi gözümde. Bir sene kafamı kaldırmadan Brezilya hakkında kitaplar okudum, dergiler aldım, şarkılar dinledim; Portekizce dilbilgisi kitapları arasına gömüldüm. Paris’te üç kuruşum varsa birini Brezilya ile ilgili kitap almak için harcıyordum. Jorge Amado‘yu da bu dönemde tanıdım zaten. Brezilya’nın çiftçileri, balıkçıları capcanlı geçtiler karşıma, yaşadılar, sevindiler, üzüldüler, dans ettiler Amado’nun romanları sayesinde. Bir ülkeye ve bir yazara aşık olmuştum. Zaman geçti gitti ama sevdam dinmedi, Türkiye’ye dönüp, Erasmus denen Avrupa üniversiteleri arası yapılan değişim programının artık bizi da kabul edeceğini öğrenince çıldırdım, her gün uluslararası ofisin kapısını çalar oldum “Ne olur beni Portekiz’e yollayın, yalvarırım” diye…Aklımda oradan bir yolunu bulup Brezilya’ya geçmek vardı. Fırsat çıktı, Portekiz’e gittim, dilini, kültürünü öğrendim, sokaklarını arşınladım ama Brezilya’ya gidemeden Portekiz’e de aşık oldum ya işte orada hikaye kendini kaybediyor…O başka bir aşk hikayesi.

Brezilya’ya gitmesek de sık sık duyuyoruz ülkenin adını. Hele son zamanlarda ekonomisiyle, ticaretiyle her yerde ismi geçiyor. Futbolu, plajları, festivali…detaylıca biliyoruz. Bir de bilip de çok farkında olmadığımız Amazon’u var, her gün delik deşik edilen güzelim ormanları, yeşili, yemyeşili…Ama asıl hikaye orada dönüyor biliyor musunuz?

Brezilya tarımıyla ünlü bir ülke. Dünyanın şeker ihtiyacını karşılıyor, kahve stoklarını dolduruyor. Kakao, tropik meyveler, tütün, sığır eti ve (bence en dikkat çekeni) soya da diğer ihracat ürünlerini oluşturuyor. Brezilya büyük topraklarını bu dediğim ürünlerin yetişmesine adamış durumda ama gün geçtikçe artan talep sonucu özellikle 1970lerden beri o ünlü yağmur ormanları da arazi sağlanması için talan ediliyor. Greenpeace‘den bir resim:

40 senedir yok olan ormanlar 600.000 km2yi bulmuş durumda (Türkiye’nin toplam yüzölçümünün 780.000 km2 civarında olduşu düşünülürse ne kadar büyük bir arazidan bahsettiğim anlaşılır). Her geçen gün kesilen ve tarıma açılan arazi sayısı hızla artıyor. Dünyada en çok ormansızlaşma (deforestation) görülen yer burası. FAO haritası dünyadaki durumu gözler önüne seriyor:

Öncelikle hayvan yetiştirmek için açılan araziler zamanla soya üretiminin artmasıyla bu sebep için de açılır olmuş.
Endüstriyel hayvan yetiştiriciliği ve sıkıntıları ile ilgili ara ara yazıyorum ama benim bu yazıda asıl anlatmak istediğim soya yetiştiriciliği.

Soya insan yiyeceğinden çok hayvan yemi için yetiştirilen bir bitki. Biliyorsunuz hayvanlar endüstriyel hayvancılık teknikleri sebebiyle çayırlarda otlamak yerine binalara kapatılıyor ve önlerine konulan yemleri yemek zorunda bırakılıyor. Yanlış anlaşılma olmasın, elbette çetin kış koşullarında yaşıyorsanız, doğal hayvancılık da yapsanız belirli bir dönem hayvanlarınızı ahırda ekstra yiyeceklerle beslemek zorundasınız. Ne de olsa kışın yeşil otlu çayırlar bulmak zor. Ama bu tarz geleneksel metotlarda saman, ot gibi malzemeler kullanılır, bunlar sonbaharda hazırlanıp, depoya konur ve kışın hayvanlara verilir. Destek olarak tahıl artıkları, küspe vs. de hayvanlar için ayrılır. İdeal bir sistemde tahıl, ot vs. üreten bir çiftçi tarlasından, tahılından arta kalanla hayvanını , hayvandan gelen gübreyle de tarlasını besler. Fakat endüstriyel tarımda hayvanlar ve tarlalar birbirlerinden ayrılıp farklı sektörlere dönüştüğü için bu döngü kırılmış durumda. Hayvanlar çayırlardan uzakta, kapalı mekanda yaşayıp, her mevsim yemle besleniyor. Hayvanlara yan bahçeden gelen tahıllar değil, dünyanın bir ucundan gelen yemler veriliyor. Üstelik bu sadece buyuk fabrika benzeri ciftliklerde olmuyor, küçük çiftliklerde bile durum aynı; global politikalar yüzünden tarlası, tahılı olan ve hayvancılık yapan çiftçiler bile artık kendi döngüleri dışına çıkıp yem satın almak zorunda bırakılıyorlar. Peki bu yemler nasıl hazırlanıyor? Elbette bu yemler gelenekteki gibi sadece tahıldan yapılmıyor, bunlar fabrika koşullarında işlemden geçirilip öyle satışa sunuluyor. Deli dana hastalığını hatırlarsınız. Peki bunun hayvan yemlerine karıştırılan hayvansal artıklardan dolayı çıktığını da biliyor musunuz?

Günümüzde yem sektöründe en çok kullanılan ürün soya. Soya elbette doğanın verdiği bir bitki ve yararları da çok. Protein kaynağı ve toprak için de Nitrojen sağlayıcı özellikleri var. Fakat günümüzde soya bitkiden çok bir “malzemeye” dönüşmüş durumda. Bir kere işlenen, satılan, ortada dolanan soya tanelerinin çoğu GDO, yani çabuk ve sıkıntısız yetiştirilsin diye bunların genetikleriyle oynanmış. Bu sayede zararlılarla uğraşmadan kolayca tonlarca soya yetiştirebilirsiiz. Soya ticareti almış başını gidiyor, soyadan elde edilenler (mısır da aynı şekilde) her tür sektörde kullanılıyor. Zaten ABD’de sektörün gelişmesine 20.yy ortalarında Ford arabalarının etkisi çok olmuş, şirket bu işe çok paralar dökmüş. Artık soya olmadan endüstriyel hayvancılık düşünülemiyor ama yukarıda da dedim bu durum gün geçtikçe küçük çiftçileri de etkiliyor, onlar da soyalı yemlere bağlı kalıyorlar. Bu arada tabi soyayı sadece hayvanlar yemiyor, hayvanlarla beslenen insanlar da bu GDO olan soyaları midelerine indiriyorlar. Kazanan sadece genetiğiyle oynanmış tohumlar yapan şirketler.

Brezilya’nın bu konuyla alakasına gelirsek. Brezilya dünya soya üretiminde ABD’den sonra ikinci. Gün geçtikçe de monokültür yapılan (yani sadece tek ürün yetiştirilen) soya tarlaları artıyor. Bu tarlaların artması da Amazon ormanlarına baskı yapıyor, her sene kilometrelerce orman yok oluyor. Endüştriyel tarımın dehşeti…Brezilya soya tarlalarından bir fotoğraf (Paulo Fridman/Corbis).

Bu tarlalarda yetiştirilen soya da işlenerek dünyanın her yerine gönderiliyor. Norveç’te Brezilya’dan yem alan çiftlikler gezmiştim. Derste öğrendiğimize göre Avrupa’ya yemler iilk olarak buradan geliyormuş. İnternette ilginç bir istatistik de buldum. Link burada. Biliyorsunuz Brezilya ile ticaretimiz arttıkça arttı. Biz de Brezilya’dan soya ithal ediyoruz (aslına listeye bakarsanız ne kadar saçma sapan şey ithal ettiğimizi göreceksiniz, tohumlara da dikkat, gerçekten şok olmamız gerekmiyor mu?) ve hayvanlarımızı buradan gelen GDO olup olmadığı belirsiz (aslında gayet belli) yemlerle besliyoruz. Midemize giden direkt GDO olmasın diye uğraşıyoruz ama asıl konu bu GDOlarla beslenen hayvanların yedikleri ve bizim de onları yememiz, farkında değiliz! Tam bir kabus! Amazon’a mı, binalara kapatılan hayvanlara mı, GDOlarla beslenen çocuklarımıza mı, neye, kime üzülelim?

Brezilya sadece soya değil şeker ve kahvesiyle de adını çok duyuruyor, bu konularda uzun uzun yazılabilir. Örneğin, Avrupa ve ABD pazarlarında organik şeker talebi olduğu için Brezilya’nın organik şeker ürettiği biliniyor. Burada bir fabrika gezen arkadaşım şeker fabrikasının normal üretime de devam ettiğini ve organik şeker için başka araziler açmayı (meali orman yok etmek) tercih ettiğini anlatmıştı. Yani çiftçilerin organik şeker ürettiği bir sistem değil, fabrikaların bu işe de el attığı bir sistem görmüştü ve çok rahatsız olmuştu. Kahve ise yazmaya kalksam altından kalkamayacağım bir konu… Sonuçta, o güzelim Brezilya’da şehirler mafya ve kavga dövüş içinde kıvranırken, kırsalda da işler iyi gitmiyor. Ama Amado’nun karakterlerine sorsak zaten hep böyleydi diyeceklerdir. Kölelik döneminden bu yana ne değişmiş ki?

Reklamlar
Bu yazı Doğa, Kitap, Tarım, Video içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Brasil, Brasil…

  1. aysel dedi ki:

    Bindigin dali kesmek böyle birsey iste !

  2. gökçe dedi ki:

    Selen Hanım merhabalar ben bir kaç gündür takip ediyorum sizi ve çok beğeniyorum ve biraz da gıpta ediyorum size. Bir sorum olacaktı permakültür hakkında ne düşünüyorsunuz?

  3. selencello dedi ki:

    Merhaba Gökçe Hanım, ilginiz için çok teşekkür ediyorum. Doğaya zarar vermeyen tekniklerle üretim yapılan her yöntem gibi Permakültür de bana çok yararlı ve gerekli görünüyor, Permakültür metotlarından öğrenecek çok şeyimiz olduğuna inaıyorum ama kişisel olarak tasarım içeren bir yöntemin herkesin kullanımına uygun olamayacağını sorguluyorum. Tasarım belirli bir eğitim ve bakış açısı gerektiren bir şey ve bunu dünyadaki herkesten beklemek çok zor. Permakültür dünyadaki her şeyin çözümü olarak tanıtıldığı için bu yorumu yapıyorum. Bilmiyorum Permakültür eğitimi almadığım için çok da yorum yapmak istemiyorum. Fakat öğrendiğim haliyle çok yararlı uygulamalar var ve bunlar yapılabiliyorsa teşvik edilmeli.
    Bir de Türkiye’de şöyle bir durum oldu, sürdürülebilir tarım Türkiye’ye Permakültür ve organik tarım ile geldi ve sanırım insanlar sadece bu yöntemler var diye düşünüyorlar. Aslında benim gezdiğim ülkelerde gördüğüm haliyle yöntem çok ve çoğu da içiçe girmiş durumda, ulaştığım yerlerde Permakültür bizdeki gibi çok duyulmamıştı ve dünya tarımının çözümü diye sunulmuyordu, lanse edilmiyordu. Örneğin bir çiftlik “organik bir çiftliğiz, arada permakültür bahçemiz de var” gibi şeyler yazabiliyor web sitesinde ama Permakültür’ü merkeze oturtmuyor. Sanırım sürdürülebilirlik kavramı bize Permakültür ile geldiği için böyle bir vurgu var internet ve medyada. Ben gene de dışarıdan gelen bilgiden önce Anadolu’nun bize vereceklerinin önemli olduğunu düşünüyorum.
    Şurada bu konuda yazmıştım: https://agroekoloji.wordpress.com/2011/11/04/surdurulebilir-tarim-2/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s