Çiçeklerin Masumiyeti

Gazetede bir yazı okudum, 2016 Dunya Bahçıvanlık/Bahçecilik/Bahçe Bitkileri Fuarı Antalya’da olacakmış. İngilizce “horticulture” kelimesi kullanıldığı için fuar ismini çevirmek biraz zor ama medyada botanik fuarı denmiş, bilmiyorum kim böyle istedi. İyi ne güzel, bir sürü insan gelecek, uluslararası fuar demek döviz demek, tanıtım demek vs. diye düşünebiliriz ama işin her zamanki gibi geneline baktığımızda bir sürü sıkıntı görüyoruz. Fuarlar zaten bir sürü insanı uçakla oradan oraya taşıtan ve karbon gazı salınımına sebep olan ve hiç de sürdürülebilir olmayan otellerin tam kapasite çalışıp bir sür yemek artığı ve çöp çıkarmasına yol açan olaylar ama bu konuları başka bir zaman yazmak istiyorum. Asıl hikaye çiçeklerde başlıyor. “Horticulture” sadece çiçekleri içermiyor, bahçede yetiştirilen her şey bu kelimeye dahil edilebilir ama fuarın içeriğinden dolayı ben çiçekleri anlatmak istiyorum.

Çiçeklerle insanların aşkı çok uzaklara gidiyor. Arkeoloji okurken mezarlarda kurumuş çiçeklerin çıktığını okurduk ara ara. Acaba insanlar gerçekten saygı ifadesi olarak mı koymuşlardı bunları, bizim şimdi yaptığımız gibi? Yoksa başka sebepler mi vardı? Bazı şeylerin arkasında çok basit temeller yattığını da unutmamak lazım. Acaba cenazelerin kötü kokusuna engel olmak için mi çiçeklerden yararlanıyorlardı. Belki zamanla bu kullanım saygı içeren bir geleneğe dönüşmüştür. Cevap ne olursa olsun insanlar bir şekilde çiçeklerle bir bağ kurdular ve bu azalmayan bir sevgiyle günümüze kadar geldi. Çiçek görüp de etkilenmeyen var mıdır? Hastalara çiçek götürmek el alışkanlığına dönüşmüş olsa da günümüzde bu olayın altında moral vermek yatıyor; çiçek gören insanın yüzü gülüyor. Geçtiğimiz dönem okuduğum Cordoba “Avlu Festivali” ile ünlüydü; her sene Mayıs ayında insanlar avlularını güzelleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı ve yarışıyorlardı. Tabi ilk yararlandıkları da çiçekler oluyordu. Gözlerimizin önünde renkler dans etti, şarkılar söyledi resmen; ben bu kadar güzel çiçekler görmedim bir daha (Ne yazık ki bu şehre Türkiye’den turla gelen turistler festival zamanı olmasına rağmen hiçbir avluyu göremediler tur dahilinde böyle bir şey olmadığı için, 1 saat dolanıp otobüse binip gittiler, çok yazık çok).

Tabi bu avlularda kullanılan çiçekler saksı çiçekleriydi. Günümüzde çiçekçilik ise daha çok “kesme çiçek” üzerinden dönüyor, yani kökünden ayrı olarak satılan, bir hafta kadar dayanan çiçekler. Fakat nasıl satılırsa satılsın çiçekler büyük bir ticaret ürünü olmuş durumda. Hollanda geçmişinden de gelen bir gelenekle çiçek ticaretinde en aktif ülke ve Avrupa’da her yere çiçek satıyor. Daha önce burada bahsettiğim “Arzunun Botaniği” adlı kitapta bu konuda çok ilginç bilgiler bulabilirsiniz. Hollanda soğuk bir ülke, bu sebeple bitkilerini seralarda yetiştiriyor; gene geçen gün bahsettiğim Almeria gibi burada da ülke genelinde inanılmaz bir sera oluşumu var ve bunların bir çoğunda da çiçek bulmak olası. Yani ısıtma sistemlerine, elektriğe ve plastiğe, petrole bağımlı bir sektör söz konusu. Şimdi işin can alıcı noktasına geliyoruz. Bu sera girdilerinin yüksek masrafları zamanla rahatsızlık yaratmış olacak ki şirketler Afrika’nın çeşitli ülkelerinde çiçek yetiştirtmeye başlamışlar! Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir hikaye. Toprağı ve suyu azalmış, zarar görmüş ülkelerden bahsediyoruz; açlıkla, yiyecek yetiştirememekle boğuşan Etiyopya deli gibi çiçek yetiştiriyormuş da haberimiz yok. Hollanda’dan Etiyopya’ya her gün uçak var, turist taşımıyor ya bu uçaklar (yoksa siz THY dünyanın her yerine biz turistleri düşündüğü için mi uçak seferi koyuyor sanıyordunuz?)

İnternette şöyle bir şey okudum. İngiltere Uluslararası Kalkınma Bakanı çiçeklerin dünyanın bir ucundan gelmesi ile ilgili sıkıntılar artınca açıklama yapmış. Şöyle demiş: “Kenya’da yetiştirilen çiçekler doğaya serada yetişenlerden daha az zarar veriyor, hem orada istihdam sağlıyoruz. Sevgililer Günü’nde hem romantik olabilir, hem doğaya verdiğiniz zararı azaltabilir hem de fakirliğin azaltılmasına yardımcı olabilirsiniz!” Oldu!!!

Bütün olay çiçeklerin uçağa konup taşınmasında bitmiyor. Bu çiçeklerin toplu halde yetiştirilmesi toprağı zorluyor ve su tüketimini arttırıyor. Çiçekçilik için ormanlarda kesimler yapılıp araziler açılıyor. Bu raporda çiçekçiliğin bir gölü nasıl mahvettiğini okuyabilrisiniz. Çiçekler elma, armut gibi değil, sadece estetik değerlere bakılarak satın alındıkları için güzel olmak, hatasız olmak zorundalar. En ufak bir böcek ısırığına, yaraya tahammül yok. Bu yüzden çiçekler yetiştirilirken yüksek miktarlarda kimyasal ilaç kullanılıyor; bunlar toprağa, suya karışıyor. Kullananların sağlığına olan etkiler ölçülüyor mudur? Ama doğru Sevgililer Günü’nde Kenyalı, Etiyopyalı üretici kimin aklına gelir ki? Tabi fakirliğe çare konusu da var düşünmemiz gereken. Evet bir sürü kişi bu sayede iş bulmuş, doğru demiş bakan, ama bu insanlar bilseler kendileri bir buket için 1 dolar kazanırken, kilometrelerce ötede birileri bir bukete 20 pound, 30 pound veriyor… Bakan bu lafları ederken İngiltere ile Kenya arasındaki ticareti düşünüp Hollanda seralarına ve Hollanda’nın çiçek bahçesi Etiyopya’ya para gitmesin diye düşünmüş olmasın yoksa (!)

Acaba Türkiye’de durum nasıl? Bizde de çiçek yetiştiriciliği çok önemli, 2008 yılının verisine göre 24,5 milyon dolarlık ihracat yapmışız dünyaya! Çok çılgın. Ama acaba birileri ne kadar kimyasal kullandığımızı, ne kadar karbon gazı saldığımızı da ölçüyor mudur?

Geçen gün bütün bunlara ek çok ilginç bir şey öğrendim. Organik çiçek yetiştiricliği! Evet dünyada birileri de bu işlerle uğraşıyor ama ne kadar gelişme sağlandığı tartışmaya açık. Bu konuda en büyük sorun insanların yemedikleri bir şeyin organik, ilaçsız olup olmadığıyla ilgilenmemesi. İşte doğa sevdamız burada açık veriyor. Kendinizi düşünün, organik, kimyasalsız yetişmiş bir çiçeğe daha fazla para verir miydiniz? Geçen gün yaptığım ankette doğa korumanın başı çektiğini gördüm ama çiçeğe, tekstil bitkilerine gelince doğayı ne kadar düşünebiliriz bilmiyorum.

Özel günler geliyor, çiçek almamız için etrafta her tür seferberlik yapılacak, belki çiçek aldığımız için doğayla bir arada olduğumuzu da hissedeceğiz ama peki ya doğanın kendisi, o ne hissedecek?

Fuar geliyormuş, ne güzel. Doğa ise gidiyor, ondan ne zaman bahsedeceğiz?

Reklamlar
Bu yazı Doğa, Fotoğraf, Hatıralar, Kitap, Tarım içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 Responses to Çiçeklerin Masumiyeti

  1. deniz dedi ki:

    Çok güzel bir şeye değinmişsin. Kasım başında tüylerim diken diken bir belgesel seyrettim “Tarımda Mucize Ülke: Hollanda” sanıyorum ki ne güzel teknikler anlatacaklar, breh breh breh adamlar kaç sene önde falan… Sen tut setlerle su seviyelirini geride tut, denizi doldurarak yoktan toprak icad et… ama sonra burda monokültür halinde süs bitkileri yetiştir. Bunlar herhalde açlık hiç çekmemiş dedim. Kendi enerji imkanlarıyla üretim yapmak zorunda olsalar böyle birşeyi akıllarından bile geçiremezlerdi ama başka toprakların enerji imkanını (ç)alma imkanı olduğu zaman hesapsız kullanabiliyorlar diye düşündüm.
    http://www.sinematur.com/tv-dunyasindan-haberler/ozel-gosterim-–-tarimda-mucize-ulke-hollanda/
    http://tvarsivi.com/tarimda-mucize-ulke-hollanda-21-10-2011-izle-i_2011100687247.html

  2. Aşçı Fok dedi ki:

    Çiçeklerini deli deli açtırmak için çiçek besini diye satılan kimyasalları kullanan kendi halinde insanlar geldi aklıma… Tek istedikleri petunya ve sardunyalarının, güllerinin begonvillerinin daha neşeli açması!

  3. selencello dedi ki:

    Herhalde bu adamlar da açlık çekmiştir yuzlerce yıl once ama herhalde bir kere rahata kavusunca her seyi unutmuslar, bana butun Kuzey Avrupa boyle geliyor. Norvec mesela en fakir ulkelerdenmis surada 60-70 sene once, petrol cikmis her sey laylay, gelsin Arjantin’den limonlar vs. Her ulke bir seyde iyi olmaya calisiyor ya Hollanda da cicekciligi kapmis, ta 300 yil once bile cicek borsasinda ne paralar donuyormus…ne garip.
    Çiçekler sanırım süs olarak goruldukleri icin onların dogayla olan baglari cok dusunulmuyor, yiyecek gibi algilanmiyor hicbiri, oyle olunca da iste kimyasal, dogaya zararli teknikler falan pek dusunulmuyor, çiçek işte diyorlar herhalde 😦

  4. Hilal dedi ki:

    Hollanda’nın Afrika’da çiçek yetiştirttiğini ben de bir haberde öğrenmiştim. Yazılı bir anlaşmaya göre 99 (yazı ile doksan dokuz) yıllığına Hollandalıların çiçeklerini üreten ülke – hangisiydi şimdi hatırlamıyorum- tam da bu 99 yıl bitti, artık kendimiz çiçek üretip satacağız diye sevinirken orijinal evrakta Hollandalı yetkililerce yapılan tahribat ile 900 yıl daha Hollanda için çalışacaklarını öğrenmişlerdi. Yani o uçaklar daha çok sefer yapacak anlayacağınız.

    Avrupa’nin artık bıktığı ve bizim gibi bu konulara aç ülkelere mali kaygılar sebebiyle kakaladığı bir etkinlik olarak gördüğüm her nevi fuar vs. içinde EXPO 2016’nın yalnızca şu kısmı hoşuma gitti demesem yalan olur; “otoban kenarı botanik bahçesi”ne sahip bir ülke insanı olarak 2016’nın getirilerinin gerçekleşmesi dileğiyle: ” EXPO alanı organizasyondan sonra da yaşatılacağı için, bünyesinde barındırdığı ülke bahçelerinin yanı sıra, EXPO Göleti, EXPO Ormanı, EXPO Tepesi, Tarım Müzesi, Seyir Kulesi, Çocuk Adası ve Anfi Tiyatrosu ile ileri yıllarda da bir çekim merkezi olarak ilimizin ve ülkemizin turizm faaliyetlerine katkıda bulunacaktır. ” (bkz. http://www.atso.org.tr/icerik/3/213/expo-2016.html).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s