Budapeşte’ye Kısa Bir Bakış

Aralık ayı geldi de geçiyor, bir türlü fırsat bulup yazamadım. Her yerde genel bir koşuşturmaca hakim. Eşim geldiği için ben de ayrıca koşturuyordum, şehirde hala görmediğim müzeleri, binaları, parkları gezme fırsatı bulduk. Burada herkes yaklaşan Noel heyecanıyla koşturuyor, sokaklar süsleniyor, her yerde Noel pazarları var, sokaklar kalabalık. Okul da Ocak ayına kadar tatile girdi, öncesinde dersler sıkıştırdığı için onlarla uğraşmak zorunda kalmıştım, simdi bir iki hafta rahatım. Ama dönünce çok çalışmam lazım çok!

2 günlüğüne fırsat bulup Budapeşte’ye gittik, Viyana’nın pahalılığından sonra ucuz geldi. Gene tarım ve yemek peşinde şehri turladım.

Bildik turistik mekanları gezdikten sonra adını daha önceden duymuş olduğum Tarım Müzesi’ne gitmek istedim. Müze çok ünlü bir meydan olan Hösök Tere’nin yanıbaşındaki şatodaymış (Vajdahunyad). Şatonun mimarisi çok ilginçti, Macaristan’da Orta Çağ’dan itibaren kullanılan mimari tarzlar burada bir arada uygulanmıştı (açık hava mimari-etnografi müzesi gibi olmuş); bir tarafta Gotik bir kilise vardı, bir tarafta Rönesans döneminden bir bina, bitişiğinde Barok tarzda başka bir bina. Bugün binaların çoğunda Tarım Müzesi’nin kolleksiyonları yer alıyor; müze ile ilgilenmeseniz bile binaları görmek için buraya gitmelisiniz.

Müzede bir bölüm hayvancılığa ayrılmıştı:

Türkiye’de Kurban Bayramı’nı anlatan bir fotoğraf dikkatimizi çekti:

Bir tür el değirmeni:

Tarımda kimyasalların, suni gübrelerin kullanılmaya başlamasıyla ilgili hazırlanmış sergideki laboratuvar örneği:

Eski tarım kitapları:

İnsanlara tarım öğretme amaçlı kurulmuş okulların canlandırıldığı sergi alanı:

Eski aletler:

Tereyağ kalıpları:

Tavuklar için suluk:

Macaristan’da yetişen ürünler:

Orta Asya’dan “yurt”:

Atlarla ilgili sergi:

Kabus gibi üstümüze çöken avcılık salonu:

Salonun girişindeki koltuklar:

Müze gerçekten çok ilginçti, Macaristan’da tarımla ilgili her konuda bilgi almak mümkündü. Budapeşte’ye yolunuz düşerse ve fazladan 1 saatiniz olursa en azından şatoyu görmek için buraya gelmenizi öneriyorum.

Budapeşte’de yiyecek bir şeyler satın almak istiyorsanız gideceğiniz yer Büyük Merkez Pazar (Nagycsarnok) olacaktır diye yazıyor turist kitapları. Biz de kalan son dakikalarımızı burada geçirdik. Pazar kapalı bir alanda kurulmuş birçok mağazadan oluşuyor. Açıkçası pazar kültürüne aşina olduğumuz için buradan çok etkilenmedim ama gene de bir şeyler almak için buraya uğranılabilir diye düşünüyorum.

Macaristan kırmızı biberiyle ünlü ve insanlar da bunu pazarlamak için ellerinden geleni yapıyorlar:

Et tüketimi burada da çok fazla:

Noel yaklaştıkça Avrupa’nın birçok şehrinde Noel pazarları açılıyor. Budapeşte’de de merkezde pazar kurulmuştu. Burada tezgahlarda sıcak şarap, geleneksel yemekler (hepsi çok yağlı görünüyordu), hediyelik eşyalar, tatlılar bulmak mümkündü.

Macaristan tatlılarıyla da ünlü bir ülke. Özellikle Dobos Pastası’nı her yerde bulmak ve denemek mümkün. Gıda tarihi açısından da önemli bir tatlı aslında bu. Zamanında soğutma sistemleri olmadığı için krema kullanılan kek ve pastaları uzun süre saklamak mümkün değildi. Dobos Pastası’nı yaratan pastacı kekin üzerini kalın bir karamel tabakasıyla kaplayarak iç katmanların havayla temasını azaltmış ve pastanın daha uzun süre saklanabilmesini sağlamış, bu sayede de ünlenmiş. Fotoğrafta görülen diğer kek ise bildiğimiz poğaça; yazılışı ve söylenişi dahi aynı, gene ülkeyle olan ortak geçmişimize bir ayna tutuyor.

Reklamlar
Bu yazı Avrupa'dan Tarım Hikayeleri, Fotoğraf, Hatıralar, Tarım, Yemek/Gıda içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Budapeşte’ye Kısa Bir Bakış

  1. Berceste dedi ki:

    Yazacak cok sey cikti bana ama atlayip unutacaklarim olabilir 😦

    Kulturel benzerlikler Hun – garian olmalariyla alakali olabilir mi? Uzunca bir sure Osmanli topragi olarak kalmasiyla oralarin…

    Turk Ati kitabini okudun mu? Oradaki Turk Ati Azaraks bu anlattigin topraklarda yasamis bir donem…

    Su anda Turkiye’ye gelen Macaristan kokenli etlerde sorun ciktigini biliyor musun? Deli dana vs…

    Minik bir ciftlige gitmistik Cambridge’de. Orada da tereyagi yapimina dair kullanilan aletler, cirpicilardan vardi… Ne guzel bunlari saklayip da muzeye koyabilmek. Bizim en buyuk eksiklerimizden boyle muzeler. En cok da guzel bir botanik bahcemizin ve de Doga tarihi muzemizin olmayisina yaniyorum :((((

    Kolay gelsin ve bol bol sesini duyabilelim dilegi ile…

    • selencello dedi ki:

      Deli dana mi? Gene mi basladi? Off
      Bu aralar gundemden uzagim yolda oldugum icin, gene sacmaliklar oluyor demek.

      Muze konusunda ben de ayni seyi dusunuyorum, hatta muzecilik egitimi almis arkeologdan donme bir tarim sevdalisi olarak bana en uygun seyin bu tur bir isle ugrasmak oldugunu dusunuyorum ama nasil, ne sekilde bilmiyorum…ne guzel olurdu tarimin merkezlerinden birinde bir Tarım Muzesi…

  2. Resimler cok canli olmus. Hic yorulmadan okudum. Tskler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s