Son Kullanma Tarihi

Bu aralar moraller bozuk, hayaller yıkık, geleceğe dair umutlar sönük biliyorum. İnandığımız doğru, adil ve doğa ile uyumlu geleceğe gitmeye çalışırken kendimizi karanlıklara daha da çok gömülmüş buluyoruz. Oturup karamsar yazılar yazabilirim, lanet okuyabilirim, daha da çok moral bozabilirim ama bir şekilde bu anlarda içimden daha çok umut aşılamak geliyor. Bu sebeple bir süre blogumda güzel haberlere, kişilere, olaylara odaklanıp aslında felaket anlarında tek yapmamız gerekenin önümüze, yolumuza ve inandığımıza bakmak olduğunu size yine ve yeniden hatırlatacağım.

Bundan seneler önce Yunanistan’ın Korfu Adası’nda bir çiftlikte gönüllü çalışırken orada bulunan diğer gönüllülerden ikisi iddiaya tutuşmuştu. 10 dolara bir hafta geçinebilir misin geçinemez misin konulu iddia bayağı ateşli tartışmalara yol açmıştı. Biz zaten yemeklerimizi kaldığımız çiftlikte ücretsiz yiyorduk ama bu iddiaya giren kız bir hafta boyunca 10 dolar ile geçinip yemek yemeyi kabul etti ve işe koyuldu. Hepimiz nasıl yapacak diye merak ediyorduk (Korfu Adası turizm sezonuyle beraber canlanan ve pahalı olabilen bir yer), iddianın karşı tarafı ise nasılsa kazanacağım diye çok rahattı ve halinden memnundu. Bahsettiğim kız ilk gün bir iki şey almayı denedi fakat hemen elindeki bir iki dolardan da olunca başka yöntemler aramaya başladı. Sonunda da bize süpermarket çöplerinde yemek arayacağını söyleyerek olayı bambaşka bir boyuta taşıdı! Kız bunun sadece -ne yazık ki- evsizler ve durumu iyi olmayanlar tarafından değil, birçok yerde öğrenciler vs. tarafından da düzenli yapıldığını (hatta bunun için özel gruplar olduğunu), aslında yiyeceklerin çoğunun son kullanma tarihi geçse dahi yenilebilir olduğunu ama marketlerin yiyecekleri şekilleri biraz bile bozulsa hemen çöpe attığını (tabi üstüne yeni etiket basıp piyasaya yeniden sürmek de başka bir yöntem!!!) anlattı. Sonra da marketlerden ne bulduysa getirip yemeye başladı. Ekmekler, yoğurtlar, türlü değişik paketli paketsiz yiyecek…hatta bir seferinde koca bir tepsi şerbetli tatlıyı çöpten bozulmamış, dökülmemiş halde getirdiğini hatırlıyorum. Biz ise çekimser davranıp tatlarına bakmamıştık. Sonunda ne mi oldu? Kız hastalanmadan rahatsızlanmadan iddiayı kazandı! Diğer arkadaş ise parasını kaptırdığını görünce günlerce morali bozuk gezdi!

Tabi o zaman gıda konusunda çok bilgili değildim ama zamanla bazı şeyleri öğrendikçe bu olayın çok da normal olduğunu anladım. Aslında çok iyi bildiğimiz fakat üzerinde çok düşünmediğimiz küresel bir israf kültürünün bir parçasıyız. Yemekleri neredeyse yemek için değil atmak için yetiştiriyoruz. Dünyada açlık-tokluk gerçekliğinin sebebi verimsizlik, bilgisizlik ya da ürünsüzlük değil adaletsiz dağıtım. Hep söylenegelen “dünyada yeteri kadar yiyecek yok, herkese yetecek kadar gıdayı yetiştiremeyiz” muhabbetleri aslında bir balon. Üstelik tohum şirketlerinin şişirmeyi pek de sevdiği bir balon. “Dünyada yeteri kadar gıda yok ve bu sebeple daha çok ürün veren, daha çok verim getirecek (ki aslında son tahlilde verimden çok çorak topraklar, yok olmuş bir biyoçeşitlilik ve fakirleştirilmiş çiftçiler bırakıyor bu tohumlar) tohumlar yetiştirmeliyiz” sözünün arkasına sığınan tohum ve kimyasal malzeme şirketleri ile de desteklenen bir “doyurma” kültürü oluşmuş durumda ve bu bitmek bilmeyen uzun sofralar, açık büfeler, midemizden önce gözlerimizi parlatan masalar, market rafları, mönüler ile hayatımızda yerini buluyor. Ve sonuç boşa giden emek ve tonlarca yiyecek. Her gün onlarca yiyecek çöpe atılıyor, çöpler açılmamış kutu kutu malzemeyle doluyor. Bir yandan da açlıkla boğuşan ülkelere bakıp ağlıyoruz, vah vah diyoruz, gerekirse yardım gönderiyoruz. O ülkelerde ise topraklar zengin ülkelere tropik meyveler, endüstriyel yağlar üretmek için peşkeş çekiliyor ve fakat ne yazık ki insanlarsa açlıkla savaş veriyor.

80ler’de büyümüş olanlar hatırlar, TV’de ekmeği yerden kaldırın, israf yapmayın diye bizlere ders veren kamu spotu tarzında klipler vardı. Hatta ülkede mercimek fazlası olduğunda mercimekli tariflerle insanları israf yapmamaya çağıran programlar olurdu! Şimdi ise biz de bu bahsettiğim küresel israf kültürünün bir parçası olmuş durumdayız. Her yerde türeyen restoranlar, yıldızlı zincir oteller, açık büfe programlar, devasa süpermarketler ile de son hızla çöpe yiyecek atmaya devam ediyoruz. Bundan seneler önce yurtdışında başka başka olayları da gözlemlemiştim ve oh neyse ki bunlar bizde olmuyor demiştim. Birincisi ABD’de yaşarken yanında kaldığım kişinin bir akşam gereğinden fazla makarna yapıp arta kalanı (ki koca tencere kalmıştı) hiç düşünmeden öğütücüye atmasıydı. Diğerinde ise Fransa’daydım ve restoranda çalışıyordum. İş dahilinde bizlere öğlen yemek veriliyordu fakat biz parasız öğrenciler olarak akşam çıkarken de kalan yemeklerden alıp alamayacağımızı sormuştuk. Gelen cevap kocaman bir hayırdı, kontratımızın sadece bir yemeği kapsadığı bize “güzel” bir dille anlatılmıştı. Neyse bir bildikleri var herhalde diye çalışıp akşam eve dönerken ise gördük ki bize verilmeyen yemekler çöpü boyluyordu! Şok olmuştum! Şimdi ise bu israf kültürünün bizi de bulduğunu görüp daha da çok şok oluyorum.

Bu konuyu açmamın sebebi aslında izlediğim bir video. İngiltere Leeds’te bir şef sadece son kullanma tarihi geçmiş malzemelerden yaptığı yemekleri sattığı bir restoran açmış ve insanlar ne kadar ödemek istiyorlarsa o kadar ödeyip burada kalburüstü yemekler yeme fırsatını buluyorlar. Videoda restoran çalışanlarının nasıl süpermarketleri dolaşarak bir sürü malzemeyi bedava aldığını ve bunları güzel yemeklere dönüştürdüklerini görebilirsiniz. Şef bu kararı bir seyahat sırasında, uzun uzun ne yapabilirim bu dünya için diye düşürken aldığını söylüyor. Bir şeyler yapmak istemiş ve en iyi bildiği şey yemek yapmak olduğu için de dünyaya bu şekilde yardım etmeyi seçmiş.

Şuradan videoyu izleyebilirsiniz:
http://www.theguardian.com/lifeandstyle/video/2014/mar/27/cafe-food-past-sell-by-date-video

Bunu araştırırken ABD’de de benzer bir mantıkla tarihi geçmiş gıdaların satıldığı bir süpermarket açıldığını öğrendim. Aynı şekilde Danimarka’da da sanırım bir restoran açılmış.

Evet sistem çok anlamsız işler peşinde koşabilir ve biz bu sistemi değiştiremeyiz belki ama oturup küsmek, ağlamak, sızlanmak yerine elimizden geleni yapabilirsek belki bir yerlerde bir şeyler değişir. Yapanlarla, örneklerle dünya dolu, bize kalan ise ilham almak ve işe koyulmak.

Reklamlar
Bu yazı Sürdürülebilir Tarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Son Kullanma Tarihi

  1. newskirl dedi ki:

    selam Selen
    uzun zamandir ozlemistim yazilarini guzel oldu bu yazinda sagol. aynen tohum, ilac, saglik vs lobilerinin yaptigi bir duzenleme bu son kullanma tarihi aslinda. bir yemek bozuksa tadindan anlasilir. bazen 100 kisinin yedigi bir sey 1 kisiye bile azicik etki yapsa (nedenlerini tam aciklama geregi duymadan) mahkelemer, lobiler, yasalar ve medya hemen bir “koruyucu” kanunu hazir ediyor yine bizi dovmek icin.

  2. Aysel Baktýr dedi ki:

    Selen’ cigim, yazini cok güzel buldum, yasa sen. Gözlerinizden öperim. aysel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s