8 Mart

Sabah 4’te uyanıyoruz bir ağlama sesiyle. Hayat böyle bundan böyle deyip kabulleneli çok oldu.
Sonra 4’te kalkan bir kadın geliyor aklıma. Ege’de bir köyde yaşayan bir kadın. Yazları 4’te kalkmaya alışalı çok olmuş.
4’te kalkıp elini yüzünü yıkar.
4’te kalkıp basmasını giyer.
4’te kalkıp yola koyulur. Karanlıkta ağır ağır gider köyün dışındaki tarlasına. Bazen kocası traktörle de götürür gerçi ama genelde yayan başlar güne.
Ve 5’te güne hazırdır kadın. Önce toprağa eğilir, toprakla yetinir ve oracıkta namaz kılar. Şükreder ve derin bir nefes alıp başlar güne.
İlk kez ona eşlik ettiğimde zorlanmıştım; ben hala gözlerimi ovuştururken o çoktan işe koyulmuştu.
Çıt çıt çıt. Hiç tütünden bu ses çıkar mı?
Çıkarmış.
Ve evet tütün de kırılırmış. Meğer o bakır renkli yaprakların hikayesi kırılarak başlarmış.
Tek bir hamleyle, tek bir bilek çevirişle, tek bir parmak oynatışla yapraklar sıra sıra kırılır ve dizilirmiş önce ele sonra şişe. Bahsi geçen kadın ise ustaymış tütün kırışta. Bütün köy bilirmiş onun hızını. Çıt çıt çıt.
Ben daha ilk bitkideyken o koca bir sırayı bitirmişti bile.
Zaman ilerler, güneş tepede patlar. Saatler, saatler ve saatler geçer. Sıcaktan bitkiler bile isyan edip boyun eğerken kadın durmaz devam eder. Vücuduna meydan okurcasına eğilir kalkar, eğilir kalkar ve yaprak kırar.
Bir köşeye atıverdiği çıkınından kirli bir pet şişe çıkarır ara ara, su yudumlar.
Biraz ekmek, biraz da peynir ekler yanına.
Ama durmaz ve öğlene kadar çalışır. 7 saat. Yapraklar dizilir, şişler birikir ve traktör gözükür uzaktan.
Öğlen yemeği hızla yenir çünkü kaybedecek zaman yoktur. Yapraklar omuzlarını bükmeden şişlerden askılara geçirilmelidr. Kaşıklar birbirine çarpar tabaklarda, hızla tüketilir yemekler. Bu arada bunlar da kadının haftada bir uğradığı bahçeden getirdiği sebzelerden yapılmıştır. Tütünü kısa kesip bazen koşa koşa bahçeye gider kadın. Bazen de inekleri otlatmaya çıkarır.
Yemek biter ve biraz dinlenmeye fırsat bulur kadın.
1 saat gözleri, kulakları yarı açık uyur gider öylesine. Sonra çayını içer. Ve gün devam eder.
Sabah sabah dizdiği şişlere ipler geçirilir ve o iplerde yapraklar usulca kaydırılır. Kadın gene hızlıdır. Çıt çıt çıt kırdığı yapraklar birer birer iplere dizilir ve sonunda bütün ipler duvara asılır. Yapraklar kurumaya başlar duvarda; önce yeşil, bir iki güne ise sarı.
Akşama kadar sürer ip asmak. Arada inekler su içmeye götürülür köy meydanına. İşler devam eder ta geceye dek.
Sonra yeniden başlar döngü.
4’te kendiliğinden kalkar kadın.
Horoz bile uyumaktayken o çoktan elini yüzünü yıkamıştır.
40lı yaşlarındaydı kadın ben oradayken. 60’tan fazla olduğunu düşünmüştüm. Kocaman elleri vardı. Nasırları vardı. 2 tane basması vardı dönüşümlü giydiği. Çocuğu torunu vardı. Hızı vardı, köyde ünü vardı. Ve elinden ucuza çıkacak tütünleri, uzmanlarca denetlenecek sarı mı sarı yaprakları vardı.
Ha bir de komşuları vardı tabi.
Tarlası olmadığı için “tütün”de yevmiyeli çalışan kadın. Kocasından ayrılmıştı, çocuklarıyla ve annesiyle yaşıyordu. O da 4’te kalkıyordu her gün.
Sonra bir göz odada yaşayan başka bir kadın vardı. Yevmiyeli çalışamayacak kadar yaşlıydı artık. Eh arazi de yoktu ne yapsın? Her gün tepelerde ot toplardı yemeğe katmak için.
Belinden rahatsız kadın vardı sonra. Kızı gidiyordu tarlaya artık. O ise keçilere koyunlara eşlik ediyordu ancak.
Bir de amca vardı bol bol yaptığı kız çocuklarıyla övünen. Ne kadar çok kız, o kadar çok makine diyen.
Tütün bu, bel ister, el ister, ter ister.
Tütün bu, kadın emeği ister.
Tütün bu, yanmak, yakılmak ister her şeyden önce. Ve çıt çıt çıt diye içten içe yanar.

Tütün bu, yanar ve yakar kadınları.
Kiminin ellerini tarlada güneşle bir olup.
Kiminin içini dertle bir olup.
Kimininse tenini şiddetle bir olup.

Tarım içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Yeni Hayat

Her şey tohumla başlar ya işte bizde de öyle oldu. Yeniden başladı hayat.
Bir tohum attım hayata ve yeşeriyor şimdi. Tıpkı toprağa attıklarım gibi can, güç ve umut dolu. Bir tohum attım ve her şey değişti artık.

Küçücük bir tohum bin yılların bilgeliğine bedel.
Küçücük bir tohum geleceğin ta kendisi.
Küçücük bir tohum ve içinde masallar, anılar, yaşanmışlıklar.
Toprağa karışıp, suyla yıkanıp, güneşle oynayıp yeşerecek ve bağlayacak geçmişi geleceğe.

Küçücük bir tohum ve aslında çok kırılgan. Korunması gerekiyor, binler olsun, yüzbinler olsun diye saklanması, üstüne titrenmesi gerekiyor. Ama en çok da yeşermesi gerek anlamını bulsun diye. Can taşırken can katsın, aşk taşırken aşk yaratsın diye yeşermesi gerek. Yeşersin ki devam etsin hayat, yeniden ve yeniden başlasın.

Küçücük bir tohum ama bir o kadar da büyük. İçinde masallar, anılar, yaşanmışlıklar.

Tıpkı toprağa attıklarım gibi. Bir tohum attım hayata ve yeniden başladı her şey.

Suyla beslenecek, güneşle oynayacak, toprakla devinecek ve umutla büyüyecek.

Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | 2 Yorum

Dönüş!

Merhaba yeniden!
Yoğun istek üzerine blogum geri dönüyor! Tabi artık yüksek lisans yapmıyorum ama sürdürülebilir tarım, doğal gıda ve güzel sofralar peşinde koşturmacalarım devam ediyor. Blogun devam etmesini isteyenler galip geldi ve yeniden yazmaya başladım. Şimdi her şey biraz daha yoğun yaşanıyor hayatımızda çünkü evde beslememiz gereken bir kişi daha var. Onu büyütürken biz de büyüyor ve öğreniyoruz. Bu süreci, neler yaptığımızı, neler öğrendiğimizi sizlerle paylaşmaya devam etme kararı aldım. Ve ayrıca geçen zamanda sizleri ne kadar çok özlediğimi farkettim. Yeniden hoşgeldiniz!

Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | 3 Yorum

Her Son Bir Başlangıç

Uzun zamandır yoktum, tez yazmakla, koşturmakla meşguldüm. Sizlere yazamadım ne zamandır. Bu süreçte tez yazıldı, haftalar birbirini kovaladı, bahar geldi, yaz geldi. Ve artık Agroekoloji Günlüğü sonuna geliyor. Her macera gibi bunun da bir sonu var ve veda vakti geldi çattı. Ben gene yeni bloglarla karşınıza çıkacağım, yeni hikayelerle, yeni anılarla sizlere konuk olacağım ama Agroekoloji Günlüğü artık bitmeli.

2 senelik dolu dolu geçen bir süreçti burada anlattıklarım. Norveç’te başlayıp, İspanya ve Avusturya’yı dolaşıp İstanbul’da bitiverdi. Çeşit çeşit insan, yemek ve çiftlik gezdim. Renk renk bitkiler, hayvanlar gördüm. Hepsiyle yeniden doğdum yeniden şükrettim. Kızdığım, kudurduğum anlar da oldu, terslikler birbirini kovaladı ama geçti bir şekilde hepsi. Geriye kalansa “bir parça yeşil” kalbimde. Yeşille boyanmış bir hayat.

Bundan sonra ne olur bilmiyorum. Henüz çiftliğimden uzağım, hayaller, planlar değişiyor her gün yeniden. Ama biliyorum ki yapacak çok şey var ve ben daha doymadım!

Maceranın sonuna geldik ama her sonda bir başlangıç, her bitişte yeni umutlar var.

Bütün bu zaman benimle olduğunuz için sizlere çok teşekkür ediyorum.

Sürdürülebilir Tarım içinde yayınlandı | 5 Yorum

Şaka Dünya

Gün geçmiyor ki bir taraftan daha kuşatılmış hissetmeyelim. Bu yazıda bahsedilen şeyleri çocuklarınıza okutmak istiyor musunuz? Ağaç yaşken eğilir misali, insanları da alışveriş ve tüketime çocukluktan yönlendiriyorlar. Sonra gelsin doyumsuz ve oyunsuz çocuklar, tükenen bir dünya ve olmayan bir gelecek.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1084055&CategoryID=97

Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | 1 Yorum

Gıdaları Bozulmadan Saklamak

Buzdolabından ne kadar çok bozulmuş meyve sebze atıyoruz değil mi? Pazardan gelip buzdolabının kutularına sıkıştırdığımız elmalar, biberler, havuçlar…bir bakıyoruz yeşermiş, morarmış ve bozulmuş gitmiş. Oysa eskiden buzdolabı bile yoktu ve yiyeceğin kısıtlı, değerli olduğu bu dönemlerde israf olmasın diye çeşitli yöntemler geliştiriyorlardı insanlar. Yüzyıllardır böyleydi, hangi meyve suyu sever, hangisi kuru bir ortamı…bunları bilip ona göre davranıyordu insanlar.

Koreli bir sanatçı da büyüklerinden aldığı ilhamla tasarım bilgisini birleştirip buzdolabından öte saklama sistemleri oluşturmuş. Dahiyane! İşste sizi elektrik esaretinden kurtaracak ilginç çözümler:

Detaylı bilgi için web sitesi:
http://www.savefoodfromthefridge.com/

Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gıdanıza ve Sokağınıza Sahip Çıkın

Kuzey Avrupa’da semt pazarları neredeyse bitmiş durumda, çünkü sistem gıdayı süpermarketlere kilitlemiş ve eline geçirmiş. Gıda ile uğraşan aklı selim insanlar bas bas bağırıyor semt pazarları geri dönsün, gıdanın üzerindeki karbon ayak izi ve asıl önemlisi şirket gücü azaltılsın diye. Akademik literatürde semt pazarlarının önemi üzerine binlerce makale bulmak mümkün. Çeşitli girişimlerle bu pazarler geri geldiyse insanların nasıl seviniyor, o pazara nasıl sahip çıkıyor görmeniz gerek!

Biz ise sürdürülebilirlik konusuyla daha ilgilenmediğimizden, Avrupa’nın bundan 30-40 sene önce yaptıklarını yapmakla meşgulüz modern yaşam adına. Bunun gıda alanındaki örnekleri saymakla bitmez; şimdi de semt pazarları ve sokak satıcılarına el atmışlar, artık bu tür oluşumlar yasaklanacakmış!!! Bilmiyorum yönetmelik çıksa bile bu nasıl uygulanacak ama uygulanırsa vay halimize.

Semt pazarları ve seyyar satıcılar kent içerisinde -hele de kent tarımı bu kadar az yapılırken- taze sebze ve meyveye ulaşabildiğimiz yegane yerler! İşin eğlencesine, kültürüne girmiyorum bile; gıdaya ulaşım açısından bu pazarların önemi yadsınamaz. Evet burada satılan meyve sebze çok masum değil, kimyasallarla, suni gübreyle aşina ama onları engelleyip bizi yönlendirecekleri süpermarketlerdeki meyve sebzeler hiç masum değil inanın. Zaten kırpa kırpa şehirdeki bütün pazarları azalttılar, kalan 3-5 semt pazarına da sahip çıkmaya davet ediyorum sizi.

Seyyar satıcılar ise ayrı bir konu. Seyyar satıcıların çoğu şehirde bizim beceremediğimiz, bilmediğimiz, mahallelerimizde yapıldığını unuttuğumuz kent tarımının son temsilcileri. Şehrin etrafındaki mahallelerinden çıkıp bize şehirdeki en taze meyve ve sebzeyi sunuyorlar aslında. Sadece meyve sebze de değil, sütçüsü var, asma yaprağı, enginar satanı var, kabakçısı, hatta balıkçısı var. Her gün gördüğümüz yüzler…aslında onların hayatları kentte, kent çevresinde toprağı işlemekle geçiyor. Hem toprağa beton değil tohum ekiyorlar, yani doğaya istediğini veriyorlar, hem kendi gıdalarını yetiştirerek gıda güvencesine katkıda bulunuyorlar, hem de gelir sağlıyorlar. Onlar giderse bunların hiçbiri olmayacak.

Pazarıma dokunma diye sesimizi çıkarmalıyız, gıdamıza sahip çıkmalıyız. Onun bize nasıl ulaşacağına karar veren biz olmalıyız, modernleşmeyi her şeyi silmek, yok etmek sanan bakış açısı değil.

Not: Geçen sene bölümde kısa bir bülten çıkartmıştık; ben de bu pazar konusunda yazmıştım. O zaman pazarların kalkması için yönetmelik yoktu ama gidişattan anladığım buydu, şimdi ise gerçek oldu. Buradan okuyabilirsiniz:
N1_January2011

Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Yaşam, Yemek/Gıda içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Şehirde Araştırma

Blog okuyucularımdan bir ricam olacak!

Tezim için şehirde tarımsal biyoçeşitlilik konusunu çalışmaya karar vermiştim ama yetersizlikler, bilgiye ve kişilere ulaşamama gibi konulardan dolayı tez konum da değişime uğradı. Permablizt uygulamasının da verdiği heyecanla “kent tarımı” üzerine çalışmaya karar verdim ve hazırlıklara hemen başladım. Sizden ricam etrafınızda (İstanbul olmak zorunda ve mümkünse Anadolu yakası) gördüğünüz her tür tarımsal aktiviteyi bana haber vermeniz. Eğer apartmanınızda böyle bir çalışma varsa, apartman görevliniz bahçede bir şeyler yapıyorsa, balkonda uzun zamandır domates biber yetiştiren tanıdıklarınız varsa, camdan bakarken yan sokakta marullu lahanalı bahçeler görüyorsanız lütfen bana haber verin. İlla sebze bahçesine de gerek yok, meyve ağaçlı evler, inek yetiştiren bir sütçü ailesi, kümesli bir apartman, kovanlarla dolu bir arka bahçe, vs. hepsi benim ilgi alanıma giriyor. Sizlerden haber bekliyor olacağım!

Agroekoloji, Sürdürülebilir Tarım içinde yayınlandı | ile etiketlendi | 7 Yorum

Erenköy’de Tarlalar

Semtim Erenköy’le ilgili her şeyi öğrenmeye çalışıyorum bu aralar. Özellikle tarımla ilgilenmeye başladıktan sonra sokak köşelerinde, duvar arkalarında kalmış, yıkılmaya yüz tutmuş ahşap konaklar, tek katlı evler ilgimi daha da çeker oldu. Bu evlerde kimler yaşadı, neler yaptılar, nasıl bir aile hayatı sürdürdüler? Ve tabi bu bahçeleri nasıl değerlendirdiler.

Erenköy öyle bir yer ki her adım başında ağaca, yeşile rastlamanız mümnün. Yeşiliyle, Kadıköy’de her daim ünlü bir semt olmuş Erenköy; bundan 200 sene önce yeşiline, suyuna, bostanına gelirmiş insanlar. Keşmekeşten, yarımadadan kaçıp toprağında huzur ararlarmış. Bunları bilerek büyüdüm burada, kenarda köşede kalmış evleri gözlemleyerek de ah çektim hep.
-1800ler’i görmüş üç beş kahverengi konak, kimi yanık kimi kırık dökük… Deli bahçelerinde kimbilir neler yaşanmış. Şimdi yaşayan sadece ruhlar.
-40lar’dan kalma “ben hala buradayım” diyen tek katlı kagir, taş evler…Hala bahçeli, hala ağaçlı hepsi ama sesleri çıkmıyor, karanlık sinmiş üstlerine.
-50 sonrası yapılmış gene neyse dedirten 2-3 katlı apartmanlar… Neyse ki bahçeler hala duruyor; köşelerinde ise küçük bir kümes kalıntısı, kuş havuzu ve toprak.
-80ler ile başlayan apartman furyası. Bahçeler çoktan otopark olmuş, ön cephe ise mazıdan bozma süslü çalılara bakıyor.
-2000ler ile gelen gökdelenler…ağaç yok, yeşil desen çalı çırpı, ses yok, insan yok.

İşte bunları düşünerek sokaklarda yürüyorum genelde. Şimdi ise Erenköy keşmekeşin, kalabalığın, gürültünün merkezi.

Elime bir kitap geçti geçen gün: Erenköy’de Duvarlar adında. Satır aralarından seçtiklerim “vah bizim halimize” dedirten türden. Erenköy’de geçen gün başlattığımız Permablitz çalışması bir yanda dururken, semtten yitip gitmiş bağlar, bahçeler ve tarlaların tarihini görmek içimi acıttı çok.

İşgal İstanbul’undan sahneler: “Buğday ve mısır unu karaborsaya düşünce çaresiz kalan halk süpürge sapından elde edilen ve ağızda derin yaralar açan bir çeşit undan ekmek(sanırım süpürge darısından bahsediyor yazar) yaparak karnını doyurmuş”.
Yardıma muhtaç olanlara bahçeden destek olurlarmış:
“O yıllarda varlık durumu müsait olanlar bahçeden toplanan meyveyi, sebzeyi çevrede yaşayan yoksul veya dar gelirli kimselerle paylaşır, fazladan yardım gereken durumlarda gizlilik kuralını çiğnememeye özellikle dikkat ederlerdi”.
Sütçüye gerek yokmuş:
“Hemen her köşkün bahçesinde inek beslendiği için, sütçülük yapanların fazla müsterisi olmazdı”.
Hamam sokakla Taşmektep arasında buğday tarlaları varmış dönüm dönüm, sonra hepsi yitmiş yerine toplu konutlar gelmiş: “Bir haftalık bir zaman dilimi içerisinde hasat demetleri, öküzler ve düven bir kamyona yüklenecek ve iki direk arasına Sümerbank ibaresi taşıyan kocaman bir yafta asılacaktı”.
Kitaptan öğreniyoruz ki Erenköy ayrıca bağ cennetiymiş bir zamanlar, üzümler taşarmış bahçelerden. Şimdi üzümün ismi de cismi de yok ortalıkta.

Erenköy’de yürüsek sokak sokak, izini sürsek tarihin. Kimbilir kime ait evlerden arda kalmış apartman bahçelerinde yaşatsak yeniden yeşili, eski evleri canlandırsak, üzümlere tat versek, hayvanlara ses. Kendimize de bir hayat versek!


Şeker Ahmet Paşa’nın gözünden Erenköy

Kitap, Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

Tohum Bombası Atölyemiz

Permablitz çalışmalarımız hızla devam ediyor. Dün ikinci buluşmamızı gerçekleştirebildik ve birçok fikir ürettik. Ayrıca bol bol tohum bombası yaptık güle oynaya.

Öncelikle aramızda mimar da olunca projemiz kağıda döküldü, cisim buldu. Bahçenin ölçüleri, ağaçları, duvarları…hepsi krokiye eklenmişti.

Kroki üzerinden hararetli bir şekilde bahçeyi planladık, böldük, çizdik, tasarılarımızı paylaştık.

Daha sonra bahçeye (çalışmalara başlamadan önce) atacağımız tohum toplarının yapımına sıra geldi. Tohum topları ya da bombaları toprakta bitki oluşumunu geliştirmek, toprağı canlandırmak ve havalandırmak için toprağa atılan killi toprak ve tohum karışımından oluşan minik toplara verilen ad. Tohum topları aynı zamanda tohumların gelişmesine de uygun ortamı sağlıyor, onları dış etkenlerden koruyabiliyor. Kilimiz çok fazla yoktu ama elimizdeki toprak ve torf ile uygun malzemeyi yaratabildik. Daha sonra tohumları da içine attık, can suyunu kattık ve hummalı yoğurma başladı!

İş bölümleri yapıldı ve haftaya herkesin bir konu üzerinde çalışmasına karar verildi. PLanlar, notlar ve gelecek güzel günler…

Sürdürülebilir Tarım, Sürdürülebilir Yaşam içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 5 Yorum